1. HABERLER

  2. Askeri Müdahalenin AYAK SESLERİ..!
Askeri Müdahalenin AYAK SESLERİ..!

Askeri Müdahalenin AYAK SESLERİ..!

İstanbul'da yapılan Suriye Halkının Dostları toplantısında, beklendiği gibi, Suriye'ye yönelik bir askeri müdahalenin ayak sesleri işitildi.

A+A-

İstanbul’da yapılan Suriye Halkının Dostları toplantısında, beklendiği gibi, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalenin ayak sesleri işitildi. Suriye Ulusal Konseyi’ni Suriye’nin meşru temsilcisi ilan eden toplantıda, Özgür Suriye Ordusu için de yeni fon oluşturuldu.

Dün İstanbul’da gerçekleştirilen Suriye Halkının Dostları Konferansı, beklenildiği üzere, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalenin ayak seslerinin daha güçlü bir şekilde duyulduğu bir toplantı oldu. Tunus’ta Şubat ayında aynı adla gerçekleştirilen toplantı, bir askeri müdahaleye zemin oluşturmayı hedefleyen, ancak yarım kalan adımların tamamlanmasını beraberinde getirdi. Tunus’ta “bize silah verin” diyen Suriye Ulusal Konseyi, ülkenin “meşru temsilcisi”, yani gayriresmi hükümeti ilan edilememişti. Sebebi muhalefetin fazlasıyla bölünmüş olması, kendi aralarında bile bir uzlaşmaya varamıyor olmalarıydı.

Tunus’taki toplantıdan bu yana bir şey değişti mi? Hayır… İstanbul toplantısından birkaç gün önce, 28 Mart’ta bir araya gelen Suriye Ulusal Konseyi (SUK) yöneticileri Suriye’nin geleceği hakkında ortak bir deklarasyon yayımlamayı planladılar. Amaçları İstanbul toplantısı öncesinde “meşru temsilci” ilan edilmek, kurulacak Suriye devletinin çerçevesini oluşturmak, birlik görüntüsü vermek, yabancı devletlerden müdahale etmelerini talep etmekti. Ancak toplantıya katılan muhalefet temsilcilerinin bir kısmı toplantıyı terk etti. Muhalefetin zayıf Kürt kanadının temsilcileri deklarasyonda Kürtlerin konumuna ilişkin bir şey söylenmediğini belirterek, salondan ayrıldılar.

Özetle Şubat’tan bu yana SUK’un daha güçlü bir siyasi otorite haline geldiğini gösteren hiçbir şey yok. Ancak belli ki Suriye’ye müdahaleyi savunan emperyalist güçler açısından artık bunun bir önemi kalmadı. Dün SUK’u Suriye’nin meşru temsilci ilan ettiler.

Annan Planı bir kukla değişken
Dün yapılan toplantının gösterdiği bir diğer husus, Annan Planı’nın Suriye’ye müdahale sürecine zemin hazırlamak dışında bir işlevinin olmayacağıydı. ABD Dışişleri Bakanı, Suriye muhalefetinin talebiyle tam bir uyum içerisinde “Sırf bir süreç olsun diye bir süreç başlatılamaz. Biz zaman çizelgesi olmalı. Eğer Esad şiddete son vermeyi başaramaz, bir ateşkes sağlayamaz, vurduğu bölgelerden birliklerini çekmezse, [Annan Planı’nı] hiçbir zaman kabul edemez.” Oysa Esad yönetimi Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından Suriye özel temsilcisi olarak atanan Kofi Annan’ın hazırladığı planı kabul etti. Clinton’un sözleri ise bunun bir önemi olmadığı anlamına geliyor ve ABD Dışişleri Bakanı, tıpkı SUK gibi, planla ilgili bir zaman çizelgesi çıkartılmasını istiyor.

Bu husus konferansın sonuç bildirgesine de yansıdı ve 7. maddede Suriye devletinin Annan planını kabul ettiğini açıkladığı 27 Mart'tan beri şiddete devam ettiği ve bu durumun Suriye yönetiminin samimiyetsizliğinin en son örneği olduğu ileri sürüldü. Bildirgede buna dayanarak Annan planı için bir zaman çizelgesi talep edildi.

Bir çizelge çıkarılması önerisi daha önce BM Güvenlik Konseyi’nde gündeme gelmiş, Rusya ve Çin tarafından reddedilmişti. Sebebi, böyle bir çizelge açıklandığında buna uyulmaması halinde yeni yaptırımların gündeme gelecek olması. Bu yaptırımlar arasında uçuşa yasak bölge ilanının ve çeşitli askeri müdahale formüllerinin bulunması ise neredeyse kesin…

Buraya bağlanacak bir çizelge hazırlanmasının dün yapılan toplantının sonuç bildirgesine girmesinde Tayyip Erdoğan’ın sözleri de etkili oldu kuşkusuz. Erdoğan’ın da bahanesi Suriye devletinin Annan Planı’na uymayacağı görüşüydü. Erdoğan, Esad Annan Planı’na uymazsa BM Güvenlik Konseyi’nin ona karşı birleşmesi gerektiğini söyleyerek “BM Güvenlik Konseyi bir kez daha tarihsel sorumluluğunu yerine getirmeyi başaramazsa, Suriye halkının kendini savunma hakkını desteklemek dışında çare kalmaz” diye konuştu.

“Bu bir çizelge talebi değil ki” denilebilir. Ama öyle, çünkü Erdoğan başarısızlığa uğrayacağı kesin olan Annan Planı’ndan sonra topun yine BMGK’ya döneceğini biliyor. Zaman çizelgesinin amacı da tam olarak bu: Top yeniden BMGK’ya geldiğinde Rusya ve Çin üzerindeki baskıyı artırmak ve BMGK’da yine bir askeri müdahale kararı alınamazsa, başka seçenekleri devreye sokmak. İstenen böyle bir yol haritasının ilan edilmesi… Zaten Erdoğan sözlerinin devamında bunu açıkça dile de getirdi:

“BM Güvenlik Konseyi’nin kararının Suriye tarafından manipüle edilmesine izin vermeyeceğiz. Zalim ile kurbanı aynı kefeye sokan her girişim, zalime zaman kazandırır, belirli bir siyasi geçiş takvime bağlanmazsa, bu Suriye yönetimini şiddet kullanmaya teşvik edecektir. Genel Kurul, bu tarihi sorumluluğu üstlenmekten kaçınırsa, Suriye halkının meşru müdafa hakkının desteklenmesi dışında seçenek kalmayacaktır.”

Erdoğan, Seul’da Obama’yla konuştuğu üzere Rusya ve Çin üzerindeki baskıyı artırma çabasına gerçekten önemli bir katkı sunmuş oldu böylelikle…

Paralı askerlere destek yağıyor
Annan Planı’nın başarısızlığa uğramasının kesin olması ise yine dün yapılan toplantıda Körfez’in petrol şeyhliklerinin Özgür Suriye Ordusu için bir fon oluşturmasıyla bir kez daha görüldü. Altı maddelik Annan Planı’nın ilk maddesi taraflar arasında bir ateşkes öngörüyor. Ancak bu taraflardan bir tanesi, Esad yönetimi, üzerinde bir denetim ve izleme mümkünken diğeri üzerinde bunun yapılamayacağı aşikar. Zaten Arap şeyhlikleri ve ABD silahlı muhalefete daha fazla silah, iletişim teçhizatı ve mühimmat vererek, Türk, Fransız ve İngiliz özel kuvvetleri ise onlara eğitim vererek bir ateşkese silahla yanıt vermelerini fiilen teşvik ediyorlar.

Dün “meşruluğu” ilan edilen muhalefetin bir parçası olan Özgür Suriye Ordusu’nun ise resmen yabancı devletlerin paralı askerleri olduğu tescillendi. Suudi Arabistan ve Körfez’in diğer petrol şeyhlikleri Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) için her ay birkaç milyon dolardan oluşacak bir fon kurdular. Amaç, ÖSO askerlerini maaşa bağlamak, böylece Suriye ordusundan daha fazla askerin karşı tarafa geçmesini teşvik etmek! Clinton da ABD’nin “Suriye halkına” yardımlarına 12 milyon dolar daha ekleyeceklerini, muhalefet için iletişim teçhizatı tedariğini artıracaklarını ilan etti.

Buna eklenebilecek bir diğer veri de geçtiğimiz haftalarda Humus’taki çatışmalar sürerken Fransız özel birliklerinin de operasyona katıldığının açığa çıkmasıydı. Yine İngiliz ve Fransız özel birliklerinin ve CIA’nın de ÖSO’ya Türkiye’deki kamplarda kentlerde gerilla savaşı konusunda eğitim verdiği iddiaları basına yansıdı.

Özetle tablo şu: Türkiye topraklarında İngiliz, Fransız ve ABD özel birliklerince eğitilen, Suudi Arabistan ve diğer Körfez şeyhlikleri tarafından finanse edilen bir silahlı güç varken, Annan Planı’nın başarıya ulaşması gibi bir olasılık zaten yok. Plan, Suriye tarafından kabul edilmesine rağmen başarısızlığa uğrayacak ve bu konuda Esad yönetimi suçlanacak. Konu tekrar BMGK’ya gelecek ve Rusya ile Çin sıkıştırılacak.

Kofi Annan’ın başarısız olacağı kesin olan bir misyonu üstlenmiş olması ise şaşırtıcı değil. Eski BM Genel Sekreteri’nin Yugoslavya’nın parçalanmasına yönelik “gayretleri” unutulmamalı.

Askeri strateji netleşmedi ama müdahale artık daha yakın
Dün İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıda Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalenin çerçevesi tam olarak çizilmiş değil elbette… Ancak sonuç bildirgesinde açıklanan kararlar, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalenin artık daha da yakın olduğu konusunda kuşkuya yer bırakmıyor.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.