1. HABERLER

  2. KÖŞE YAZISI 'MAKALE'

  3. Ali ihsan Alınak Yazdı.. Kırılma, Mutlak Butlan ve Siyasal Arka Plan!
Ali ihsan Alınak Yazdı.. Kırılma, Mutlak Butlan ve Siyasal Arka Plan!

Ali ihsan Alınak Yazdı.. Kırılma, Mutlak Butlan ve Siyasal Arka Plan!

‘Mutlak butlan’, barış süreci ve CHP’deki yeni güç dengeleri üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulunan Ali ihsan Alınak, muhalefetin yön arayışını ele aldı.

A+A-

Mimar Ali ihsan Alınak’ın “Kırılma, Mutlak Butlan” başlıklı yazısında; CHP’deki değişim süreci, barış tartışmaları ve parti içindeki siyasal kırılmalar ele alındı.

Yazıda, muhalefetin son yıllardaki yönelimi, yeni güç dengeleri ve kamuoyuna yansıyan tartışmalar geniş bir politik çerçevede değerlendirildi.

Alınak, Türkiye siyasetindeki dönüşüm süreci ile CHP’nin geleceğine ilişkin dikkat çeken tespitlerde bulundu.

İşte o yazı…

KIRILMA, MUTLAK BUTLAN!

CHP ve Türkiye siyasetinin tarihsel günlerinden birini geride bıraktık.

24 Mayıs; eski ile yeninin çatıştığı, biber gazı ile teslimiyet, kazanım ile kayıp arasında gidip gelen çalkantılı bir tabloyu ortaya çıkardı.

CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı “değişim” adı altında İstanbul merkezli ve İBB destekli yürütülen sürecin, sistemsel bir döngü başlatacağını daha önceki yazılarımda ifade etmiştim.

Kılıçdaroğlu’nu tek suçlu ilan ederek kendisini aklamaya çalışan ve “muhalefetin iktidarı”na yerleşen yapıların süreç içerisinde yaşadıkları ise artık kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşti.

MUHALEFETİN YENİ HATTI

Muhalefetin yeni aktörleri, yüksek özgüvenle ve çoğu zaman geçmişi inkâr eden bir ruh haliyle yaklaşık 3 yıllık bir siyasal alan inşa etti.

İBB merkezli operasyon süreci başladıktan sonra ise varlık sebeplerini Ekrem İmamoğlu üzerinden tanımlayan bu yapı, tüm muhalif enerjiyi rutin protestolar düzeyine sıkıştırdı. Liberal ve seküler çevreleri mağduriyet ekseninde konsolide etmeye çalışan bir siyasal dil tercih edildi.

Özgür Özel ve ekibinin “değişim” söylemi zamanla tamamen İmamoğlu merkezli bir hatta evrilirken; özellikle Ankara’nın batısındaki sahil kentlerinde ortaya çıkan skandallar, tutuklamalar ve itiraflar partinin kamuoyu imajına ciddi zarar verdi.

Parti içerisinde yaşanan istifalar ve transferlerle birlikte önemli bir kadro kaybı oluştu.

Ancak buna rağmen sürekli tekrar edilen “Türkiye’nin birinci partisi” söylemiyle bu tablo perdelenmeye çalışıldı. Politik mühendislik üzerinden gerçekleri öteleme yaklaşımı adeta genel bir stratejiye dönüştü.

BARIŞ SÜRECİ VE CHP 

Bir tarafta Türkiye’de devam eden barış sürecine mesafeli bir duruş, diğer tarafta “en demokrat” siyasal aktör görüntüsü verme çabası arasında gidip gelen CHP, bugün ciddi bir iç çelişkiyle karşı karşıya bulunuyor.

Oysa kurucu parti kimliği ile demokratikleşme ve barış süreci arasında daha güçlü bir ilişki kurulabileceği açıktır. Bu süreç yalnızca siyasal değil, aynı zamanda tarihsel bir yüzleşme anlamı da taşımaktadır.

Bugün sorulması gereken temel soru şudur! Bu demokratik katkıyı hangi CHP sağlayacak?

Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel çizgisi mi, yoksa yaşanan kırılmalardan sonra yeniden şekillenmeye çalışan Kılıçdaroğlu ekseni mi?

Bunu zaman gösterecek.

Ancak mevcut tablo üzerinden bazı değerlendirmeler yapmak mümkün.

DİRENÇ HATLARI VE SİYASAL GERİLİM

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “demokratik toplum” ve “barış süreci” paradigması ile Devlet Bahçeli’nin açıklamaları üzerinden şekillenen yeni devlet yaklaşımına karşı çeşitli direnç odaklarının bulunduğu biliniyor.

Kimileri bunu “derin devlet” kavramıyla açıklamaya çalışıyor. Ancak bana göre mesele bundan daha karmaşık. Savaş siyasetinden beslenen, gerektiğinde sol söylemlerle görünür olan farklı yapıların etkisi göz ardı edilmemeli.

Bugün en güçlü direnç hattının; milliyetçi reflekslerle sol söylemleri aynı potada buluşturan provokatif siyasal zeminden beslendiği görülüyor.

Ekrem İmamoğlu’nun barış sürecine mesafeli bir siyasal çizgide durduğu kanaatindeyim. Bunun pragmatik siyaset anlayışıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Özgür Özel ise daha çok vitrine oynayan, sol değerleri tam anlamıyla içselleştirememiş bir görüntü veriyor. Kürt siyasal hareketi içerisinde geçmişte buna benzer birçok örnek görüldü; kitleleri mobilize eden ancak başka siyasal hesaplara hizmet eden yapılar ortaya çıktı.

KILIÇDAROĞLU TARTIŞMASI

Peki Kılıçdaroğlu kim?

Bugün herkesin günah keçisi ilan ettiği Kılıçdaroğlu’nun, siyasal tutarlılık bakımından mevcut “yeni yapı”ya göre daha gerçekçi bir çizgide olduğu kanaatindeyim.

“Mutlak butlan” tartışmasının demokratik yönü ayrıca değerlendirilebilir. Ancak Kılıçdaroğlu’nu CHP’ye hapsederek bütün seçim yenilgilerinin tek sorumlusu ilan edenlerin, süreç içerisinde kendi siyasal hesaplarını görünmez kılmaya çalıştıkları da ortadadır.

Kongre öncesinde yaşanan delege pazarlıkları ve siyasal hesaplaşmaların önemli bölümünü o dönem sosyal medya paylaşımlarımda açık biçimde ifade etmiştim.

Bugün yeniden “barışa kim katkı sunabilir?” sorusunu sorduğumuzda; Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibinin bu konuda toplumsal güven üretmekte zorlanacağını düşünüyorum.

Bu değerlendirmeyi kendi sol-siyasal perspektifim ve demokratik hassasiyetlerim üzerinden yapıyorum.

DEMOKRASİ, DEM PARTİ VE GELECEK

Öte yandan bu süreçte yaşanan anti-demokratik uygulamalar, tutuklamalar ve hak ihlalleri ise ayrıca tartışılması gereken başka bir başlıktır.

DEM Parti’nin bu noktada CHP’ye yönelik mesafeli tavrı ise dikkat çekicidir. Parti, demokratik gelenek açısından gördüğü sorunlara karşı kurumsal bir tepki ortaya koymuştur.

Bu tavır, mevcut yanlışların ortaklığı anlamına gelmemektedir.

Aksine DEM Parti, doğrudan tüm iktidar blokunu hedef alan bir dil yerine, Türkiye’deki demokrasi sorununa işaret eden daha dengeli bir yaklaşım geliştirmiştir.

Nitekim Abdullah Öcalan’ın son mesajlarında da demokratikleşme ve kurumsallaşma vurgusu dikkat çekmektedir.

Peki yeni CHP bundan sonra ne yapacak?

Benim öngörüm; Kılıçdaroğlu ve çevresinin barış sürecini daha sahiplenici bir çizgiye yönelme ihtimalinin yüksek olduğudur.

Bu yaklaşım hem zamanın ruhuna hem de ülkenin ihtiyaçlarına daha uygun olabilir.

Aksi durumda ise ne CHP’nin kendi krizini aşması ne de demokratik siyasal alanın güçlenmesi kolay olacaktır.

Ortaya çıkacak tablo; yürümekte zorlanan, sürekli kriz üreten ve eksik demokrasiyle yol almaya çalışan “topal ördek” benzeri bir siyasal yapı olabilir.

Mutlu bayramlar.

27 Mayıs 2026 Kars

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler