1. HABERLER

  2. SÖYLEŞİ

  3. DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan.. Barış, Haritanın Tamamının Meselesidir!
DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan.. Barış, Haritanın Tamamının Meselesidir!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan.. Barış, Haritanın Tamamının Meselesidir!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşulları üzerinden yürütülen tartışmaların konut yerine siyasi ve hukuki konuma odaklanması gerektiğini söyledi.

A+A-

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin son iki yılda ağır sınamalardan geçtiğini belirterek, önemli gelişmelerin eşiğinde olduklarını söyledi.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü, çerçeve yasa, Demokratik Cumhuriyet Hareketi, Borsa İstanbul’daki gelişmeler ve Ortadoğu’daki siyasi tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İmralı’daki yapı üzerinden yürütülen tartışmaların konut ve metrekare eksenine çekildiğini belirten Bakırhan, “Mesele konut değil, konumdur” diyerek Öcalan’ın rolünün hukuki ve siyasi karşılığının tanımlanması gerektiğini savundu.

BAKIRHAN.. “ÖNEMLİ GELİŞMELERİN EŞİĞİNDEYİZ”

Yeni Yaşam Gazetesi’nden Ahmet Güneş’in sorularını yanıtlayan Tuncer Bakırhan, DEM Parti’nin beşinci kongresinin ardından Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ulaştığı aşamayı değerlendirdi.

Sürecin son iki yılda Türkiye ve Ortadoğu’daki gelişmelerin etkisiyle ağır sınamalardan geçtiğini ifade eden Bakırhan, buna rağmen önemli engellerin aşıldığını söyledi. Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın süreçteki emeğine ve kararlılığına dikkat çekerek, henüz her şeyin tamamlanmadığını ancak önceki döneme göre daha umutlu olduklarını belirtti.

Devlet ile Abdullah Öcalan ve hareket yönetimi arasındaki görüşmelerin sürdüğünü aktaran Bakırhan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından yeni bir aşamaya geçilebileceğini düşündüklerini dile getirdi.

Bakırhan, sürecin başlangıç aşamasında bulunduğunu belirterek, ilerlemenin sağlanması için siyasi irade, hukuki düzenlemeler ve uygulamaya dönük adımlar gerektiğini söyledi.

“ÖCALAN’IN ROLÜNÜN GEREKTİRDİĞİ KOŞULLAR OLUŞTURULMALI”

Abdullah Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda yer alacağı yönündeki haberleri değerlendiren Bakırhan, bu konuda resmi bir açıklama bulunmadığını söyledi.

Öcalan’ın aldığı inisiyatifin ve süreçteki rolünün tartışma konusu yapılamayacağını savunan Bakırhan, Öcalan’ın yalnızca silahsızlanma sürecinde değil, siyasallaşma ve demokratikleşme aşamalarında da rol üstlenebilmesi için özgür iletişim ve çalışma koşullarının sağlanması gerektiğini ifade etti.

Bakırhan, Öcalan’ın bir kurulda yer alıp almamasından bağımsız olarak sürecin en güçlü aktörlerinden biri olduğunu belirtti. Bu nedenle görüşme, mesaj iletme, çalışma ve farklı siyasi ve toplumsal aktörlerle temas kurma imkânlarının oluşturulmasını sürecin işleyişi açısından belirleyici gördüğünü söyledi.

“Sayın Öcalan’ın sürecin siyasallaşması ve hukukunun oluşturulması ile demokratikleşme süreçleri dahil politikanın içinde sözünü söyleyen ve yönlendiren koşullara sahip olması gerektiğini” ifade eden Bakırhan, hukuki çerçevenin bu rolü dikkate alması gerektiğini savundu.

ÇERÇEVE YASA VE MECLİS’TEKİ OYLAMA

Bakırhan, Meclis’te 467 oyla kabul edildiğini belirttiği çerçeve yasa kapsamında tanımlanan kurulların hızlı biçimde çalışmaya başlaması gerektiğini söyledi.

Yasanın gereğinin yürütme erki tarafından hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Bakırhan, Milli Güvenlik Kurulu’nun Ekim ayı içerisinde üzerine düşen adımları atmasını beklediklerini dile getirdi.

Bakırhan, kamuoyunda yüzde 85 oranında destek bulunduğunu öne sürdüğü süreç ile Meclis’teki 467 oyluk iradenin uygulamaya geçirilmesi gerektiğini belirtti. Yasanın uygulanmaya başlaması, dönüşlerin gerçekleşmesi ve cezaevleriyle ilgili adımların atılmasını beklediklerini söyledi.

Bu aşamanın tamamlanmasının ardından Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Demokratik Cumhuriyet’in inşasına yönelik ikinci aşamaya geçilmesini tarihî bir gereklilik olarak değerlendiren Bakırhan, sürecin hukuki zemininin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

“MESELE KONUT DEĞİL, KONUMDUR”

Söyleşide, son günlerde Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşulları üzerinden gündeme gelen konut tartışmaları da ele alındı.

Bakırhan, tartışmanın yanlış bir zeminde yürütüldüğünü belirterek, “Mesele konut değil, konumdur” dedi. İmralı’daki yapı üzerinden metrekare, bahçe ve villa tartışmaları yürütüldüğünü söyleyen Bakırhan, asıl konuşulması gereken konunun Türkiye’de devam eden sürecin niteliği ve Öcalan’ın bu süreçteki konumu olduğunu ifade etti.

Öcalan’ın süreçte bir rol üstlendiğini ve devlet tarafından muhatap alındığını belirten Bakırhan, atılan adımların sahada karşılık bulmasının beklendiğini söyledi. Meclis’in çerçeve yasayı 467 oyla kabul ettiğini hatırlatan Bakırhan, muhatabın ve sürecin belli olduğunu savundu.

Bakırhan, tartışmanın Öcalan’ın rolünün gerektirdiği şartların sağlanıp sağlanmadığı üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtti. Görüşme, mesaj iletme, çalışma ve farklı siyasi ve toplumsal aktörlerle temas kurma imkânlarının bir sürecin işleyiş koşulları olduğunu ifade etti.

Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşullarının “konfor” başlığı altında değerlendirilmesine karşı çıkan Bakırhan, bu yaklaşımın sürecin tamamlanmasını, silahsızlanmayı ve barışı zorlaştırdığını öne sürdü.

“BARIŞ, HARİTANIN TAMAMININ MESELESİDİR”

Konut tartışmasının 250 metrekare üzerinden yürütülmesini eleştiren Bakırhan, Türkiye’nin 783 bin 562 kilometrekarelik yüzölçümüne atıfta bulundu.

Bakırhan, 250 metrekarelik bir alanın ülke haritasında çok küçük bir noktaya karşılık geldiğini belirterek, barışın Türkiye’nin tamamını ilgilendiren bir mesele olduğunu söyledi. “Barış ise haritanın tamamının meselesidir” ifadelerini kullanan Bakırhan, tartışmanın bir konutun büyüklüğüne indirgenmemesi gerektiğini savundu.

Türkiye’de geçmiş yıllarda çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini belirten Bakırhan, Türk ve Kürt ailelerin ortak beklentisinin çatışmaların ve ölümlerin yeniden yaşanmaması olduğunu söyledi. Bu nedenle asıl sorunun bir konutun büyüklüğü değil, sürecin kalıcı barış ve istikrar sağlayıp sağlayamayacağı olduğunu ifade etti.

Bakırhan, Öcalan’a ilişkin fiilî durumun yeterli olmadığını, süreçte verilen rolün hukuki olarak da tanımlanması gerektiğini belirtti. Statü, yetki, sorumluluk ve iletişim kanallarının yasayla belirlenmemesi halinde söylenti ve keyfîlik tartışmalarının devam edeceğini söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL’İN AÇIKLAMASINA YANIT

Söyleşide, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in “Birilerinin eve çıkmasını konuşmak yerine, Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz” şeklindeki açıklaması da gündeme getirildi.

Bakırhan, bu değerlendirmeyi doğru bulmadığını belirterek, 100 yıllık bir meselenin çözümünün konuşulduğu bir dönemde daha ciddi bir yaklaşım gerektiğini söyledi.

Abdullah Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın Kürt siyaseti ve demokratik siyaset mücadelesindeki yerlerinin birbirinden farklı olduğunu ifade eden Bakırhan, iki ismin sorumluluklarının ve rollerinin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Bakırhan, Özel’in sürecin başından bu yana genel olarak olumlu bir tutum sergilediğini düşündüğünü belirtti. CHP’nin yaşadığı baskılara rağmen sürece katkı sunmasını önemsediğini söyleyen Bakırhan, partinin ikinci aşamada daha bütünlüklü ve güncel siyasi polemiklerden uzak bir yaklaşımla katkı sunmasını beklediklerini aktardı.

Öcalan’a yönelik tartışmanın bir ev meselesi olmadığını yineleyen Bakırhan, sürecin baş müzakerecisinin çalışma koşulları, iletişim hakkı ve hukuki statüsünün ele alınması gerektiğini belirtti.

CHP’nin Kürt meselesi konusunda tarihsel bir sorumluluğu bulunduğunu söyleyen Bakırhan, Özgür Özel’in daha önce Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ettiği yönündeki açıklamasına da atıfta bulundu. Bakırhan, bu yaklaşım ile Öcalan’ın Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak Cumhuriyet’le bütünleşmesi yönündeki görüşü arasında bağlantı kurdu.

SOSYAL MEDYA VE BARIŞ SÜRECİ TARTIŞMALARI

Bakırhan, sosyal medyada Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni itibarsızlaştırmaya yönelik tartışmalar yürütüldüğünü söyledi.

Söylentilerin çoğu zaman gerçeği açıklamak amacıyla değil, toplumda şüphe oluşturmak için dolaşıma sokulduğunu savunan Bakırhan, savaşın maliyetinin kısa cümlelerle göz ardı edildiğini, barış sürecindeki her eksikliğin ise büyütüldüğünü ifade etti.

“Barış romantizm değil, zor bir siyasal inşa işidir” diyen Bakırhan, eleştirilerin süreci güçlendirmesi gerektiğini söyledi. “Süreç yok”, “gizli pazarlık var” ve “her şey seçim hesabı” gibi birbiriyle çelişen iddiaların aynı anda dolaşıma sokulduğunu belirten Bakırhan, bu durumun toplumun hiçbir açıklamaya güvenmemesine yol açabileceğini dile getirdi.

Sosyal medyanın dezenformasyon alanına dönüştüğünü savunan Bakırhan, kaynağı belirsiz iddialar, eksik bilgiler ve bağlamından koparılmış görüntülerin algoritmalar aracılığıyla yaygınlaştığını söyledi.

Bununla birlikte süreci eleştiren herkesin aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini belirten Bakırhan, haklı kaygıları bulunan kesimlerle tartışılması ve konuşulması gerektiğini ifade etti.

SOL VE SOSYALİST KESİMLERE ÇAĞRI

Sol ve sosyalist kesimlerin süreçte pasif kaldığı yönündeki eleştirileri değerlendiren Bakırhan, sosyalist hareketlerin sahada ve tartışmaların içinde olduğunu söyledi. Ancak bu katılımın yeterli olup olmadığı ve sonuç üretip üretmediği sorusunun herkes için geçerli olduğunu belirtti.

Barışın yalnızca Kürtlerin kendi başına çözebileceği bir mesele olmadığını vurgulayan Bakırhan, bunun Türkiye’nin demokrasi meselesi olduğunu ifade etti.

Sürece yönelik eleştirilerin içeriğine bakılması gerektiğini söyleyen Bakırhan, daha fazla demokrasi talep eden yaklaşımlarla Kürtlerin muhatap alınmasına karşı çıkan yaklaşımların birbirinden ayrılması gerektiğini savundu.

Savaşın devamına ideolojik gerekçeler üreten bir siyasetin, çatışmaların ağır bedelini ödeyen emekçileri, yoksulları ve gençleri göz ardı ettiğini söyleyen Bakırhan, sol siyasetin görevinin savaşın sürdürülmesine gerekçe bulmak değil, barışın eşitlikçi ve demokratik içeriğini güçlendirmek olduğunu belirtti.

DEM PARTİ’NİN DEMOKRATİK CUMHURİYET HAREKETİ

DEM Parti’nin beşinci kongresinde Demokratik Cumhuriyet Hareketi’nin öne çıktığını belirten Bakırhan, bu yaklaşımın yalnızca bir kesimi değil, Türkiye’nin ortak zeminini hedeflediğini söyledi.

Cumhuriyet’in hanedanlıktan halk iradesine geçiş bakımından bir kopuş olduğunu ancak demokratik niteliğinin yeterince gelişmediğini savunan Bakırhan, Türkiye’deki temel sorunların çözümü için Cumhuriyet’in demokratik ilkeler etrafında yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti.

Demokratik Cumhuriyet’i DEM Parti’yi diğer siyasi güçlerden ayıran program olarak tanımlayan Bakırhan, hareketin ulusal kimliği, inancı, cinsiyeti ve sınıfı ne olursa olsun ezilen, dışlanan ve hor görülen kesimleri kapsamasını amaçladığını söyledi.

Örgütlenme modelinin herkese açık olacağını belirten Bakırhan, farklı toplumsal kesimlerin söz ve karar sahibi olacağı bir yapı hedeflediklerini aktardı. Doğaya, insana ve emeğe karşı suç işleyenler dışında kimsenin hareketin dışında bırakılmaması gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’de geniş bir kesimin adil, eşit ve özgür bir düzen istediğini belirten Bakırhan, Cumhuriyet’in demokrasiyle buluşturulması halinde daha özgür bir yaşamın kurulabileceğini savundu.

MECLİSLER ÜZERİNDEN ÖRGÜTLENME MODELİ

Demokratik Cumhuriyet Hareketi’nin bileşenleri ve ittifakları hakkında da konuşan Bakırhan, mevcut bileşenli yapının korunacağını söyledi.

Yeni dönemin geçmiş deneyimleri dikkate alan, daha esnek ve kapsayıcı bir siyasi ve örgütsel model gerektirdiğini belirten Bakırhan, bileşen partilerin kendi özgün gündemleriyle örgütlenebilmesi ve aynı zamanda harekete katkı sunabilmesi gerektiğini ifade etti.

Bakırhan, siyasi çatının dışında kalan ancak ortak mücadele yürütülen güçlerle de seçimlerin ötesine geçen iş birlikleri kurmak istediklerini söyledi. Bu ortaklığın yalnızca siyasi partilerle sınırlı kalmaması gerektiğini, emek, inanç ve ekoloji alanlarının da kapsanacağını belirtti.

Örgütlenme yapısını bir binaya benzeten Bakırhan, çatının parti, kolonların ise meclisler olacağını söyledi. Kadın, gençlik, ekoloji, emek, halklar ve inançlar, engelliler, göçmenler ve mülteciler, çocuk, bilim, eğitim ve kültür alanlarında meclisler oluşturulmasının planlandığını aktardı.

Her meclisten temsilcilerin yer alacağı bir parti meclisi düşündüklerini belirten Bakırhan, karar alma süreçlerinde farklı alanların sesinin bulunmasını amaçladıklarını ifade etti. Örgütlenmenin yatay bir anlayışla yürütüleceğini, gücün yukarıdan aşağıya değil tabandan yukarıya taşınacağını söyledi.

Bakırhan, Demokratik Cumhuriyet Hareketi’nin Türkiye’yi yönetme iddiasıyla yola çıktığını belirterek, siyasi ve toplumsal temasların Diyarbakır’ın yanı sıra Konya, Manisa ve Artvin gibi farklı illerde de güçlendirilmesini hedeflediklerini açıkladı.

BAKIRHAN’DAN BORSA İSTANBUL AÇIKLAMASI

Söyleşide Borsa İstanbul’da yaşanan gelişmeler de gündeme geldi. DEM Parti’nin Meclis’in olağanüstü toplanması yönündeki çağrısını hatırlatan Bakırhan, yaşananları sıradan bir piyasa dalgalanması olarak değerlendirmediklerini söyledi.

Yüz binlerce yurttaşın birikimini ilgilendiren ve yüzlerce milyar liralık büyüklüğe ulaştığını öne sürdüğü gelişmelerin ciddi bir denetim ve sorumluluk krizi ortaya çıkardığını belirtti.

Bakırhan, Sermaye Piyasası Kurulu ve ilgili kurumların olağandışı hareketler karşısında ne yaptığının açıklanması gerektiğini söyledi. Riskler biliniyorsa neden zamanında müdahale edilmediğini soran Bakırhan, piyasa hareketlerinin aylarca devam etmesinin denetim açısından incelenmesi gerektiğini savundu.

Bakanlığın Kasım 2025’te manipülasyon uyarısı yaptığını, düzenlemenin ise Ağustos 2026’da geldiğini belirten Bakırhan, bu iki tarih arasındaki dönemin araştırılması gerektiğini ifade etti. Şirket değerlerinde yaşanan yükselişlere ve küçük yatırımcıların karşı karşıya kaldığı risklere dikkat çekti.

Borsa İstanbul’daki gelişmelerin sorumlularının belirlenmesi için Meclis’in olağanüstü toplanması gerektiğini yineleyen Bakırhan, kimlerin kazandığı, kimlerin kaybettiği ve hangi kurumların sorumluluk taşıdığının ortaya çıkarılmasını istedi.

ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER VE SURİYE’DEKİ ENTEGRASYON SÜRECİ

Ortadoğu’daki gelişmelerin birbirinden bağımsız ele alınamayacağını belirten Bakırhan, Türkiye’de yürütülen sürecin Suriye, Irak ve İran’daki Kürt meselesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Suriye’deki entegrasyon sürecinin önemli bir aşamaya geldiğini belirten Bakırhan, konunun yalnızca silahlı güçlerin devlet yapısına katılmasından ibaret olmadığını ifade etti. Kürtçenin kullanımı, yerel yönetim modeli, siyasi temsil ve kadınların kazanımlarının yeni Suriye’de hangi hukuki güvencelere kavuşacağının belirleyici başlıklar olduğunu söyledi.

Türkiye’nin kendi Kürt meselesini demokratik ve hukuki zeminde çözmesi halinde Suriye’de güvenlikçi yaklaşım yerine siyasi uzlaşmayı teşvik edebileceğini savunan Bakırhan, İran açısından da Kürt meselesinin yalnızca güvenlik politikalarıyla ele alınmaması gerektiğini belirtti.

Türkiye’de barışın kalıcılaşmasının, bölgede Kürt meselesinin ele alınış biçimini değiştirebileceğini söyleyen Bakırhan, silahın yerine siyasetin alanının genişletilmesi gerektiğini ifade etti.

Bakırhan, Türkiye’de demokrasiye giden en mümkün yollardan birinin barış süreci olduğunu belirterek, farklı siyasi kesimlerin süreci güçlendirecek tutum alması çağrısında bulundu.

“HERKESİ BARIŞA GÜÇ VERMEYE DAVET EDİYORUZ”

Söyleşinin son bölümünde barış sürecine ilişkin mesaj veren Bakırhan, Türkiye’nin uzun bir çatışma döneminden geçtiğini ve barışın bir anda gerçekleşmeyeceğini söyledi.

Silahların yerine sözün, korkunun yerine siyasetin geçebileceği bir kapının açıldığını belirten Bakırhan, bu kapının açık tutulmasının cesaret gerektirdiğini ifade etti.

Bakırhan, herkesi barışa katkı sunmaya davet ederek, barış umudunun büyümediği bir ülkede demokrasi ve hukuk mücadelesinin gelişemeyeceğini söyledi.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.