1. HABERLER

  2. Bişar A. Alınak, Oğuldan Babaya MEKTUP !
Bişar A. Alınak, Oğuldan Babaya MEKTUP !

Bişar A. Alınak, Oğuldan Babaya MEKTUP !

Kandıra Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski parlamenter Mahmut Alınak'a oğlu Bişar Abdi Alınak mektup gönderdi.

A+A-

Kandıra Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski parlamenter Mahmut Alınak'a oğlu Bişar Abdi Alınak mektup gönderdi.

İşte oğul Alınak'ın kaleminden o mektup...

OĞULDAN BABAYA MEKTUP

F Tipinde Babalar Günü Başkadır…

On sekiz yıl önce yine, bir babalar gününde sen demir parmaklıklar ardındayken kutlayamamıştım seni. O zamanlar on bir yaşında küçük bir çocuktum; her şeyden bi haber... Televizyonlarda idamla yargılandığını izlerken ağlayan küçük bir çocuktum. Üzülen canı yanan bir çocuktum.

Doksan dört yılının haziran ayında rahmetli İlyas amcamız ailesiyle birlikte yokluğunu aramayalım diye pikniğe götürmüştü bizi; Annemi, ikizim Cabbar’ı ve beni. Her şey çok güzeldi. Güzel bir arabada seyahat etmenin dışında güzel bir ormanda geniş bir vadide çamların arasında geyiklerle ilk kez tanışmanın heyecanıyla çarpan küçük kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Etrafı çitlerle çevrili adını bilmediğim o milli parkta, soluk soluğa sağa sola koşuşturup seyre dalıyordum geyikleri…

Derken közde pişen etler mangaldan alındı ve uzaktan bir ses koptu: “çocuklar yemeğe…” İştahla sofraya kurulduk. Cabbar, İlyas amcamın kızı Begüm ve ben. Annem içi et dolu kocaman bir dürüm yapmıştı bana. Sanki o güne kadar hiç et yememişim gibi aç kurtlar gibi saldırdım ekmeğe. Herşey harikaydı o ana kadar. Nerden bilebilirdim ki o güzelim yemeğin kursağımda kalacağını. Nerden bilebilirdim ki Begüm’ün babasına sarılıp baba ‘’ babalar günün kutlu olsun seni çok seviyorum’’ diyeceğini. İçim yangın yeri olmuştu, kocaman bir yumru boğazıma çöreklenmişti. Hatırladıkça şimdi bile yutkunamadığım, şimdi bile yediğim yemeği yarıda bıraktığım… Gözlerim seni aramıştı çılgınca. Geyiklerle aşkım o zaman başlamıştı seni ararken. Onların da mahpus olduğunu fark etmiştim o anda. O çitlerin dışında bir yerlerde geyik yavrularının baba geyiklere hasret olduğunu düşünmüştüm. Kocaman bir çığlık atmıştım “BABA nerdesin?” diye ama sesimi karıncalar bile duymamıştı. İçin için ağlamak neymiş o gün öğrenmiştim yan yana olamadığımız bir babalar gününde.

Piknik dönüşünde tüm keyfim kaçmış, arabanın içinde babasını hayal eden, serde erkeklik olduğundan ağlamamak için kendini zor tutan o küçük oğlan çocuğu geliverir hala gözlerimin önüme… Yolda, hıçkırıklarımı içime hapsederek geçirdiğim o birbuçuk saat, o bitmeyen bir buçuk saat… On sekiz yıl süren bir buçuk saat. Eve geldiğimizde koşarak kendime ağlayacak ıssız bir köşe bulmuş, ağladıkça büyümüş ve ağlamam bittiğinde kocaman bir adam olmuştum sanki.

Koca bir adam gibi hissetsem de biliyorum ki hep senin küçük çocuğunum. Hani sen kızarsın ya bazen bana; “Oğlum, neden bu kadar çabuk sinirleniyorsun” diye… İlkokulu bitirirken cezaevinden gönderdiğin bizi sevdiğini ve mezuniyetimizi kutladığını söyleyen mektubu TBMM İlkokulu okul müdürü okumamıştı ya hani… Başka çocukların seyahatte olan babaları vardı, çok iyi hatırlıyorum. Şehir dışındaki babaların çocuklarını kutlama mesajları okunmuş, ama seninki “bölücü” olduğun gerekçesiyle okunmamıştı. O gün o müdüre saldırmak; vurmak, vurmak geçmişti içimden. Sonra Ayrancı Lisesi’nin bahçesine gelip senin bölücü olduğunu söyleyerek beni döven o koca koca adamlar… Sonra Meclis kürsüsünde dayak yediğinde, televizyondan görüp çığlık çığlığa ağlayışımızı hatırlıyorum Biz: “Babamız çok güçlü herkesi döver” diye düşünürken, sen bir tane bile vurmamıştın o adamlara. İtiraf etmeliyim ki; Biz Cabbar la dayak yemenden çok, o adamlara bir tane bile vurmamana üzülmüştük. İtiraf etmeliyim ki; dayak yiyen adamın çocukları olarak  utançla gitmiştik okula. Sana “Baba sen niye vurmadın, korktun mu? ” dediğimizde, “ Vurmak istemedim. Vurmak kötüdür, vursaydım ben de onlar gibi olurdum. Ben konuşmak istedim” demiştin. Hayatımızın dersiydi belki o söylediklerin. Babam, babacığım, biliyorum sen şiddeti sevmezsin. Ama itiraf etmeliyim ki; Ben içimdeki öfkeyi dizginleyemiyorum her zaman senin gibi. O küçük oğlanı döven koca adamlar, okul müdürü, okuldaki arkadaşlarımızın kızdıklarında bağırarak, diğer zamanlarda arkamızdan fısıldayarak “Babaları asılacak” deyişleri ve anlatırsam sayfalar sürecek daha bir sürü travma… Ben şimdi sinirlendiğim zaman, içimde o küçük oğlan çocuğunun yaşadığı travmalar bir volkan gibi patlıyor.

O küçük oğlan çocuğu… Tarih 8 Aralık 1994 tahliye olduğun günü.. O günün de her ayrıntısını hatırlıyorum. Arkadaşımdan ödünç aldığım telefon kartıyla sekreterin Gülsen Ablayı aramıştım ; ‘’Abla babamın duruşması ne oldu’’ diye sormuştum. Zaman durmuştu sanki, saliseler günler gibi geçiyordu, nefes alıyordum, ama veremiyordum sanki… Herşey öyle karışıktı ki nerdeyse kimle, niye konuştuğumu unutmuştum. Derken çağlağan bir ses yükseldi: ’’ Bişar, baban bırakıldı .’’ O güne kadar duyduğum en güzel sesti. Dünya o an benim için dönüyordu . Güneş benim için ışıldıyordu sanki. Konuşmak istiyordum, konuşuyordum ama sesim çıkmıyordu. Gülsen ablayla konuşamadan kapattım telefonu. Sadece sen vardın aklımda senle gidemediğim o piknik vardı hayalimde. “Begüm babam geliyor!” dedim içimden kocaman bir çığlık atarak.

Tarih Nisan 2012 tahliye olamadığın gün.Tam 18 yıl sonra. Çağlayan Adliyesi’nde avukat arkadaşlarla tahliye olacağını ümit ederek saat beşi bekliyorduk. Saat beşi altıya, altıyı yediye bağlarken hala haber çıkmamıştı mahkemeden. Gülsen abla aklıma geldi on sekiz yıl önce yaptığım o konuşma… Stresimi atmak için dışarda sigara içerken telefonum çaldı. Gri bir ses “Üzgünüm, Mahmut Bey bırakılmadı’’ dedi. Kalbim yandı sanki. Bir yumru oldu boğazımda yine hasretin, yutkunamadığım… Gözlerim doldu, ama ağlamadım. Ya da herkes öyle sandı. Aynı on sekiz yıl önce yaptığım gibi yine içime içime ağladım.

Baba, sana hiç “senin için” avukat olduğumu söylemiş miydim ben? Yaşı genç, ama çocuk yüreği babasının hasreti ile yaşlanmış bir avukat. Kendi dışarıda, ama yüreği Kandıra F Tipi Cezaevi’nde hapis bir avukat. Şimdi Kandıra F tipi cezaevi önünde içim burkula burkula hiç bitmeyen o sigarayı içmeye devam ediyorum.

Baba On sekiz yıl geçti ve biz hala seni bekliyoruz. Seninle olamadığımız her anın çetelesini tutuyoruz. Tüm mahpusların babalar günü kutlu olsun. Babalar günün kutlu olsun. Sizi, seni çok seviyorum.

En derin saygılarımla…

Oğlun Avukat Bişar Abdi Alınak.
 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.
1 Yorum