Ali ihsan ALINAK

Ali ihsan ALINAK

Sol ve Türkiye Siyaseti

A+A-

 “Tek kutuplu Türkiye siyasetinde, ‘sol’ yeniden örgütlenmesini ve düşünsel değişimini tamamlayarak ülkenin dengesi olabilmeyi başarmalıdır.

Sol hareket ve partiler kendilerini sorgulamalıdırlar.” Ali İhsan ALINAK

90 yılların başında ‘sosyalist sol’un reel anlamdaki çöküşü büyük bir kitle kaybını da beraberinde getirmiştir.

Solcu olmanın giderek değer kaybettiği son 15 yıl, yükselen yeni değerler ve siyasi anlayışlar!  

Özellikle “milliyetçi ve İslamcı” söylemlerin iktidara geldiği bu süreç; ülkenin sahipsiz kalışının da göstergesidir.

12 Eylül cuntası, faturasını sol düşünceye ve sol hareketlere kesmiştir. İmha üzerine kurulan bu faşizan baskının dünyada bir benzeri henüz yaşanmamıştır.

“Sovyetler ve İran İslam Devrimi”ne karşı geliştirilen Amerikancı modelinin etkisi ile “Türkiye Solu” güdükleşmenin ve kimliksizleşmenin etkisinde kalmıştır.

Halkın taleplerinden uzaklaşmanın etkisiyle “sağcı söylemleri” önde tutan siyasi modelin gömleğini solculara giydirmenin arayışına gidilmiştir. İnanmanın ve inancın kaybedildiği, yılgınlıkların yoğunlaştığı bu süreç beraberinde ‘teslimiyeti’ getirmiştir.

Solun inanç kaybı, kitlesinin sağ partilere meze olmasına sebep olurken, bu güvensizlik sağcı, milliyetçi ve İslamcılara yaramıştır.

Dünyanın solu, "Reel Sosyalizm”in kendini yenilemeyen yapısından ötürü, solda çok ciddi kayıplar yaşanmıştır. 

Sol karşıtlarının hoyratlaşarak tek kutuplu düzeni geliştirme çabaları, aynı refleksle savunma karşıtını yaratmıştır. Özellikle Latin Amerika’da yükselen sol iktidarlar dikkate değer bir haldedirler.

Avrupa’da ki solun kendini ifade biçimi "Liberal Sol ve AB Konsepti" temelindedir. Temel mantık insan hakları ve çevrecilik üzerinde kurulmuştur. Uluslararası sömürünün karşıtlığından söz edilmez. Ancak halen cazibe merkezi olabilmeyi başarmaktadırlar. Demokratik refleksler ve insan hakları temelindeki yaklaşımlarının inandırıcılıkları tartışılır durumdadır.

Sovyet bloğunun dağılma sonrası etkileşiminde güdükleşen AB solu, yeni sömürgeler yaratmanın peşinde koşuyor. Enerjinin kontrolü konusunda ABD ile derinden ve sessizce bir savaş yürütmektedir.

Çin modeli ise sürekli tartışılmaya değer bir yapıdadır. Çin’deki hızlı büyüme kapitalistlerin iştahını kabartırken, beraberinde yeni bir işgal dalgası yaratır etkisini de göstermektedir. Çin herkesi korkuttuğu ve solcuların da dikkatle incelemesi gereken bir model yaratmıştır. 

Çin “üçüncü dünya”nın kalkınmasına model olabilecek bir takım ilişkiler yarattığı gibi, karşısındaki süper güçlerinde tepkisini almaktadır.

Türkiye’nin solu, geldiği nokta da dünyadaki yansımalarının benzeri niteliğindedir. Özellikle Ortadoğu ve ön Asya üzerindeki kapitalist yayılmacılığın etkisi; güdük ve demokratik olmayan unsurların yeşermesini geliştirdiği gibi, İslami motifler ve terörize olmuş olgular yoğunlaşmıştır.

Sol ve milliyetçi unsurların birlikte anıldığı bir ortak payda gelişmesi, elma ile armutların karışmasını andırmaktadır.

CHP merkezli sol yapılanmanın “parlamenter muhalefet” dışında yaptıkları sorgulanır niteliktedir. Halk katmanlarının sorunlarına çözüm üretme konusundaki kısır döngüsü kitle tabanını sağ partilere kaptırmaktadır.

Son otuz yılın iktidar profillerinde hep sorgulanması gereken şey “Merkez Solun” kimliksiz siyasetidir.

2000’li yılların görünen ve görünmeyen yüzünde, ülkenin kaybettiklerinin ne denli etkin izler bırakacağının incelenmesi gerekmektedir. Bu sorgulamadaki öncelikli madde, kimliği ve misyonu ile ilgili netleşme olmalıdır.

Kendi ile yüzleşen bir sol hareket kompleksiz bir araya gelebilecek olgunluğa da erişecektir.

Asıl öncelikler ile gündelik yaşamın öne çıkan sorunları konusunda netleşmek gerekliliği şarttır. Bazen kaygılar ve güne dair yorumlamalar genel siyaseti ve ön görüyü yanlış hale getirebilir.

Türkiye’nin öncelikli sorunları konusunda ileriye yönelik siyaset belirleme çalışmaları yapılmalı ve bu konuda netlik kazanılmalıdır. “...denize düşen yılana sarılır” siyaseti çözüm değildir.

Bunun en belirgin örneği, yüksek eğitimde ki YÖK konusunda sol tavırdır. Gerici üniversite örgütlenmesinin mimarı YÖK kurtarıcı gösterilerek, asıl niyetler göz ardı edilmektedir. Bu siyaset ülkeyi yönetenlerin işine yaramaktadır.

Türkiye halkının tarihinde yaşadığı en büyük yoksulluk ve içinden çıkılamaz hale gelen kimliksileştirilmeye yönelik siyaset maalesef üretilemiyor. Tepkisiz ve apolitik yapıya su taşıyan sol siyaset terk edilmeli ve halkın sahipleneceği politikalar geliştirilmelidir.

İslami ve milliyetçi söylemlerin yönetimde derinlik kazandığı bir süreçte, slogancı siyaset ülkenin geleceğini karartır gözükmektedir. Ortadoğu, AB ve Kürt sorunu konusunda gerçekçi siyaset üretme zorunluluğu acil bir haldedir.

Halkı iktidar yapacak ve iç dinamikler ile barış sağlayacak dönüşümün zorunluluğu içinde Sol değişmeli ve değiştirmelidir.”

19.02.2007

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.