
İran Savaşı’nda Hürmüz Gerilimi Büyüyor.. Petrol ve Deniz Ticareti Baskı Altında!
Hürmüz çevresinde gemilere yönelik saldırılar sürerken petrol akışı geriledi; Brent petrol 16 Ekim’de varil başına 105,21 dolara indi.
Hürmüz çevresinde gemilere yönelik saldırılar sürerken petrol akışı geriledi; Brent petrol 16 Ekim’de varil başına 105,21 dolara indi.
ABD, İran’ın yaptırımları aşmak için kullandığını belirttiği Irak merkezli finans ağına yeni yaptırımlar uyguladı; ekonomik baskı genişledi.
Yemen’de Husilerin Suudi Arabistan’a saldırıları ve Gazze’de mal girişinin durması, bölgesel güvenlik ve insani krizi derinleştiriyor.
HÜRMÜZ’DE SALDIRILAR ARTIYOR, ENERJİ AKIŞI BASKI ALTINDA
PolitiKARS’ın haber kaynaklarından derlediği bilgilere göre; Ortadoğu’da İran savaşı, deniz taşımacılığına yönelik saldırılar, Yemen’deki çatışmalar ve ekonomik yaptırımlar bölgesel gündemin ana başlıklarını oluşturuyor. 16 Ekim itibarıyla diplomatik temaslarda savaşı sona erdirecek kapsamlı bir anlaşma açıklanmazken Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik sorunları enerji piyasalarını etkilemeyi sürdürüyor.
Reuters’ın 14 Ekim tarihli haberine göre İran, Hürmüz’den geçişlere yönelik kısıtlamalarını uygulamak için gemilere karşı yeni saldırı yöntemlerine başvurmaya başladı. İranlı yetkililer, saldırıların kapsamının Umman Körfezi’ne ve Katar ile Birleşik Arap Emirlikleri açıklarındaki sulara doğru genişlediğini belirtti.
Haberde, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlayan saldırılarından sonra İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ticari gemilere yönelik saldırıların son günlerde yoğunlaştığı aktarıldı. Deniz güvenliği kaynakları ve Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları biriminin kayıtlarına göre, 48 saatlik dönemde tankerler ve diğer ticari gemilerle bağlantılı en az beş olay yaşandı. ABD öncülüğündeki deniz güvenliği değerlendirmelerinde tehdit düzeyi yüksek kalmayı sürdürdü.
Reuters’ın 15 Ekim’de yayımladığı araştırma da savaşın Körfez ülkelerindeki stratejik altyapı üzerindeki etkisini ortaya koydu. Araştırmaya göre savaşın başlangıcından itibaren İran ve İran’la bağlantılı güçlere atfedilen en az 135 hassas füze ve insansız hava aracı saldırısı, yedi Körfez ülkesindeki 84 kritik altyapı noktasını hedef aldı.
Saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fujairah petrol yönlendirme sistemleri, Katar’daki Ras Laffan sıvılaştırılmış doğal gaz tesisinin soğutma ekipmanları, Suudi Arabistan’daki havaalanları ve petrol boru hattı istasyonları zarar gören noktalar arasında gösterildi. Bu tablo, çatışmanın yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını, enerji üretimi ve ihracat altyapısını da etkilediğini gösteriyor.
İRAN-ABD GÖRÜŞMELERİNDE ANLAŞMAZLIK SÜRÜYOR
İran ile ABD arasındaki diplomatik temaslarda Hürmüz Boğazı’nın açılması, deniz ablukasının kaldırılması ve nükleer program temel anlaşmazlık başlıkları olmaya devam ediyor.
Reuters’ın 11 Ekim tarihli haberine göre İranlı yetkililer, Washington’ın boğazın yeniden açılmasına ilişkin öneriye verdiği yanıtı yetersiz buldu. İran, daha önce sunduğu yedi koşulun karşılanmasını isterken ABD’nin nükleer programı müzakerelerin başında ele alma talebi taraflar arasındaki görüş ayrılığını büyütüyor.
Katar ve Pakistan’ın arabuluculuk girişimleri sürse de Hürmüz’de güvenli geçişin sağlanması ve İran limanlarına yönelik ABD ablukasının sona erdirilmesi konusunda uzlaşma sağlanmış değil. İran, önceliğin deniz güvenliği ve boğazın açılması olması gerektiğini savunurken Washington nükleer programla ilgili güvenceleri de müzakere sürecinin merkezine yerleştirmek istiyor.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Rayed Krimly de 15 Ekim’de yaptığı açıklamada, Katar ve Pakistan’ın yürüttüğü arabuluculuk girişimlerinin sürdüğünü, ancak Tahran’ın sunduğu önerilerin yeterli bulunmadığını söyledi. Krimly, görüşmelerin güvenli deniz geçişi ve İran’ın nükleer programına ilişkin taahhütler üzerinde yoğunlaştığını belirtti.
Bu açıklamalar, diplomatik kanalın tamamen kapanmadığını ancak tarafların temel koşullarda henüz uzlaşamadığını gösteriyor. 16 Ekim itibarıyla savaşı sona erdirecek yeni bir anlaşma veya Hürmüz’ün koşulsuz açılmasını sağlayan kesinleşmiş bir düzenleme bulunmuyor.
YEMEN’DE HUSİLERİN SALDIRILARI VE SUUDİ ARABİSTAN’IN KARŞI HAMLESİ
Yemen’deki çatışmalar, İran savaşıyla bağlantılı bölgesel güvenlik krizinin en önemli cephelerinden biri haline geldi. Husilerin Suudi Arabistan’daki hava ulaşımı, petrol tesisleri ve askeri altyapıya yönelik saldırıları, Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarını artırıyor.
Associated Press’in 16 Ekim tarihli haberine göre Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Rayed Krimly, İran’ı Husilerin saldırılarındaki artışı teşvik etmekle suçladı. Suudi yetkili, Riyad Havalimanı, Saudi Aramco’nun merkezi ve diğer stratejik tesisleri hedef alan saldırılarda en az 19 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.
Krimly, Husilerin Umman’da yapılması önerilen görüşmeye katılmayı reddettiğini ve Yemen’in Kızıldeniz kıyısında Bab el Mendeb Boğazı çevresindeki ilerleyişini sürdürdüğünü söyledi. Bunlar Suudi Arabistan tarafının açıklamaları; İran’ın saldırılardaki rolüne ilişkin iddialar bağımsız biçimde doğrulanmış bir sonuç olarak değerlendirilmemeli.
Reuters’ın 16 Ekim’de yayımladığı habere göre Husiler, Yemen’in geçici yönetim merkezi Aden’deki başkanlık sarayı kompleksine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda iki güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği bildirildi. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise Yemen’deki çatışmalar kapsamında Suudi altyapısına yönelik çok sayıda saldırının gerçekleştiğini açıkladı.
Yemen’deki çatışmaların Bab el Mendeb’e uzanması, Hürmüz’deki sorunların yanı sıra Kızıldeniz üzerinden yürütülen ticaretin de risk altında kalmasına neden oluyor. İki stratejik geçiş noktasındaki güvenlik sorunları, enerji taşımacılığı ve uluslararası lojistik açısından birbirini besleyen bir kriz oluşturuyor.
TÜRKİYE’NİN SUUDİ ARABİSTAN’A SAVUNMA DESTEĞİ GÜNDEMDE
Türkiye, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar karşısında savunma iş birliğini artırmaya yönelik adımlar atıyor. Ankara’nın yaklaşımı, doğrudan saldırı amaçlı askeri müdahaleden ziyade savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve teknik desteğin sağlanması üzerinde şekilleniyor.
Reuters’ın 7 Ekim’de yetkililere dayandırdığı habere göre Türkiye, Suudi Arabistan’a hava savunma sistemleri, askeri ekipman, istihbarat paylaşımı ve lojistik destek alanlarında katkı sağlıyor. Bu destek, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ağustosta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesindeki iş birliğiyle bağlantılı.
Anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğer üyeleri de ilgilendirmesini öngörüyor. Ancak Türkiye’nin ittifak kapsamındaki uzun vadeli rolü ve ortak savunma mekanizmasının uygulama biçimi konusunda bütün ayrıntılar açıklanmış değil.
Ankara açısından temel mesele, Suudi Arabistan’ın savunma kapasitesine katkı sağlarken Yemen’deki çatışmanın doğrudan tarafı haline gelmemek. Bölgedeki askeri gerilimin genişlemesi ise Türkiye’nin enerji güvenliği, ticaret yolları ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri açısından yeni riskler doğuruyor.
PETROL 105 DOLARIN ÜZERİNDE, PİYASALARDA ARZ ENDİŞESİ SÜRÜYOR
Ortadoğu’daki askeri gelişmeler, küresel enerji piyasalarında fiyatları yüksek tutuyor. Reuters’ın 16 Ekim tarihli piyasa verilerine göre Brent petrolün varil fiyatı günün erken saatlerinde yüzde 0,67 gerileyerek 105,21 dolara indi. ABD Batı Teksas türü ham petrolü ise yüzde 0,79 düşüşle 97,20 dolardan işlem gördü.
Günlük düşüşe rağmen haftalık bazda Brent petrol yüzde 0,44, Batı Teksas türü ham petrolü yüzde 5,81 yükseldi. Piyasalarda Hürmüz’den sevkiyatların sürdürülebilirliğine ilişkin belirsizlik ve ABD ile İran arasında anlaşma sağlanamaması fiyatları etkileyen başlıca unsurlar arasında yer aldı.
Kpler’ın gemi takip verilerine göre Hürmüz’den günlük petrol geçişi, 13 Ekim’de sona eren yedi günlük dönemde ortalama 11,62 milyon varil oldu. Bu miktar, savaş öncesindeki günlük 17,15 milyon varillik temel seviyenin yaklaşık yüzde 68’ine karşılık geliyor. Sevkiyattaki gerileme, küresel arz üzerindeki baskının devam ettiğini gösteriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), enerji piyasalarındaki sıkışıklığı hafifletmek amacıyla 20 milyon varilden fazla dizelin piyasaya sunulmasını hızlandırma kararı aldı. Bu adım, mart ayında açıklanan geniş kapsamlı acil durum stoklarının piyasaya aktarılması sürecinin devamı niteliğinde. Ancak stokların kullanılması, Hürmüz’deki saldırıların ve sevkiyat risklerinin kalıcı biçimde ortadan kalkmasını sağlamıyor.
YAKIT TEDARİKİNDE DARALMA VE TAŞIMA MALİYETLERİNDE ARTIŞ
Enerji krizinin etkisi yalnızca ham petrol fiyatlarıyla sınırlı değil. Reuters’ın 16 Ekim tarihli haberine göre küresel yüksek kükürtlü fuel oil piyasasında Ortadoğu’daki çatışmalar ve Rusya’daki rafineri sorunları nedeniyle arz sıkışıklığı yaşanıyor.
Enerji ticaret şirketi Vitol’un değerlendirmesine göre Hürmüz çevresindeki çatışmalar, şubat ayından bu yana küresel yüksek kükürtlü fuel oil arzını ayda en az 800 bin ton azalttı. Rusya’daki rafinerilere yönelik saldırılar da aylık yaklaşık 1 milyon tonluk ek arz kaybına yol açtı.
Yüksek kükürtlü fuel oil için spot piyasa primlerinin şubattaki ton başına 5,10 dolar seviyesinden yaklaşık 50 dolara yükselmesi, arz ve lojistik sorunlarının maliyetlere yansıdığını ortaya koyuyor. Bazı Kuzey Asya rafinerilerinin ham petrol yerine fuel oil kullanımını artırması da tedarik zincirindeki uyum arayışını gösteriyor.
Bu gelişmeler, Ortadoğu’daki çatışmaların deniz taşımacılığı, rafineri üretimi ve yakıt tedariki üzerinden farklı ülkelere yayılan ekonomik etkiler yarattığını gösteriyor. Petrol akışının kısmen devam etmesi, piyasalardaki risk primini ortadan kaldırmaya yetmiyor.
ABD’DEN İRAN’IN FİNANSAL AĞLARINA YENİ YAPTIRIMLAR
ABD yönetimi, İran’ın uluslararası finans sistemine erişimini ve yaptırımları aşmak için kullandığı belirtilen ağları hedef alan ekonomik baskıyı genişletiyor.
ABD Hazine Bakanlığı 15 Ekim’de, İran’ın finansal işlemlerini kolaylaştırdığı ve yaptırımları aşmasına yardım ettiği iddiasıyla Irak merkezli International Development Bank for Investment and Finance (IDB) adlı bankayı yaptırım kapsamına aldı. Bakanlık ayrıca İran’la bağlantılı gölge bankacılık ağları, yurt dışındaki finans kuruluşları ve aracı şirketlere yönelik yeni kararlar açıkladı.
Washington, bu ağların İran’a dolar erişimi sağladığını, petrol gelirlerinin transferini kolaylaştırdığını ve İran yönetimiyle bağlantılı askeri yapılanmaların finansmanına katkıda bulunduğunu savunuyor. Söz konusu suçlamalar ABD yönetiminin yaptırım kararlarına dayanak oluştururken, yaptırımların İran ekonomisi üzerindeki uzun vadeli etkisinin boyutu ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
Yeni yaptırımlar, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukası ve Hürmüz’deki askeri gerilimle eş zamanlı uygulanıyor. Tahran ise ekonomik baskının hafifletilmesini ve deniz ablukasının kaldırılmasını diplomatik çözüm için öne çıkardığı koşullar arasında tutuyor.
GAZZE’DE TİCARİ MAL GİRİŞİNİN DURMASI İNSANİ KAYGILARI ARTIRIYOR
Gazze Şeridi’nde ticari mal girişinin iki gün boyunca durması, gıda ve temel ihtiyaç maddelerine erişim konusunda yeni endişeler doğurdu.
Associated Press’in 16 Ekim tarihli haberine göre İsrail makamları, ticari sevkiyatların durmasını Filistinli tüccarların Hamas tarafından uygulandığı belirtilen ücretlere tepki göstermesine bağladı. Gazze’deki nakliyeciler ve tüccarlar ise sevkiyatların durdurulmasından İsrail’in uyguladığı kısıtlamaları sorumlu tuttu. Tarafların açıklamaları arasındaki anlaşmazlık sürüyor.
Ticari sevkiyatlarda meyve, giyim ve diğer temel ihtiyaç ürünleri de bulunuyor. Yardım kuruluşları, insani yardım sevkiyatlarının tek başına nüfusun bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini ve ticari piyasaların çalışmasının fiyatların kontrol altında tutulması açısından önemli olduğunu belirtiyor. Ateşkes düzenlemesinde günlük 600 kamyonluk giriş hedefi bulunmasına karşın, İsrail makamlarının aktardığı fiilî ihtiyaç yaklaşık 250 kamyon seviyesinde ifade ediliyor.
Gazze’deki gelişmeler, ateşkesin yalnızca askeri çatışmaların durdurulmasıyla sınırlı kalamayacağını; gıda, ticaret ve insani yardım erişiminin de düzenli biçimde sağlanması gerektiğini ortaya koyuyor.
LÜBNAN’DA HİZBULLAH İLE HÜKÜMET ARASINDA GERİLİM
Lübnan’da Hizbullah’ın askeri faaliyetleri ve silahlarının geleceği, ülkenin iç güvenliği açısından yeni bir tartışma konusu oldu.
Associated Press’in 15 Ekim tarihli haberine göre Lübnan makamları, Beyrut ile Bekaa Vadisi arasındaki kara yolunda durdurulan bir kamyonda 780 kilogram patlayıcı ele geçirdi. Hizbullah yetkilileri, kamyonun örgüte ait olduğunu kabul etti ancak patlayıcıların Lübnan içindeki siyasi rakiplere yönelik bir saldırı için değil, İsrail güçlerine karşı kullanılmak üzere taşındığını savundu.
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ele geçirilen patlayıcılar arasında bulunan C-4’ün geçmişte ülkedeki bazı siyasi suikastlarda kullanıldığına dikkati çekti. Hizbullah ise suikast hazırlığı yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti. Olay, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasındaki silahlı yapılanmanın geleceğine ilişkin anlaşmazlığı derinleştirdi.
Öte yandan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin 2026 sonunda sona yaklaşması, güney Lübnan’daki güvenlik düzeninin geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Birleşmiş Milletler yetkilileri, mevcut görevin ardından sınır hattında gözlem ve arabuluculuk faaliyetlerinin nasıl sürdürüleceği konusunda henüz bütünlüklü bir düzenleme bulunmadığına dikkati çekiyor.
BÖLGESEL TABLODA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER
16 Ekim itibarıyla Ortadoğu’da askeri gerilim, diplomatik çıkmaz ve enerji güvenliği sorunları birbirini etkiliyor. İran’ın Hürmüz çevresindeki gemilere yönelik saldırılarının yoğunlaşması, petrol akışını savaş öncesi seviyelerin altına çekiyor. Brent petrolün 105 doların üzerinde seyretmesi ve yakıt piyasalarındaki arz sıkışıklığı, çatışmanın küresel ekonomik etkilerini sürdürüyor.
Yemen’de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve Aden’deki son saldırı, Bab el Mendeb çevresindeki güvenlik riskini artırıyor. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a savunma desteği sağlamaya yönelik girişimleri ise Ankara’nın bölgesel güvenlik politikasında öne çıkan başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
ABD’nin İran’ın finansal ağlarına yönelik yeni yaptırımları ekonomik baskıyı genişletirken, Washington ile Tahran arasında Hürmüz’ün açılması ve nükleer program konusunda uzlaşma sağlanmış değil. Gazze’de ticari mal girişinin durması ve Lübnan’daki güvenlik tartışmaları da bölgesel krizin insani ve siyasi boyutlarını gündemde tutuyor.








HABERE YORUM KAT