1. YAZARLAR

Ali ihsan ALINAK

Ali ihsan ALINAK

İran

A+A-

Mimar Ali İhsan Alınak, 20 yıl önce yaptığı öngörülerden hareketle İran'ın devrim sonrası kurduğu ideolojik ve jeopolitik düzeni mercek altına alıyor. 

İçeride baskı, dışarıda vekâlet savaşları ve bölgesel kırılmalar arasında sıkışan Tahran yönetiminin, bugün tarihsel bir eşikte olup olmadığı sorusunu tartışıyor.

İşte o yazının birinci bölümü…

İRAN: DEVRİMİN GÖLGESİNDE YALNIZLAŞAN GÜÇ

20 yıl önce kaleme aldığım (Ortadoğu: Olası Sonuçlar) yazıda, İran dosyasını şu cümleyle özetlemiştim; "Hizbullah ve Suriye üzerinden İran siyasetini belirleyen Amerika Birleşik Devletleri, piyonları devre dışı bırakarak 'şah mat' demenin yollarını aramaktadır." sözleriyle ifade etmiştim. O gün için bu bir öngörüydü.

Bugün gelinen noktada, o cümlenin ima ettiği jeopolitik gerilimin çok daha görünür hale geldiğini söylemek mümkündür. Mevcut tablo, o öngörünün soğukkanlı biçimde yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.

Jeopolitik satrançta oyun kurucu olmak ile oyunun hedefi haline gelmek arasındaki mesafe, artık her zamankinden daha kısa.

İran, bir yandan kendi iç dinamikleri gereği baskıcı bir siyasal düzeni sürdürürken; diğer yandan küresel ölçekte "anti-emperyalist" bir direniş odağı olarak konumlandı. Bu çift yönlü siyaset, hem içeride hem dışarıda çelişkili bir algı üretti.

Bir tarafta özgürlük taleplerine kapalı molla rejimi, diğer tarafta ABD karşısında meydan okuyan bir devlet aklı...

Bu çelişkinin sürdürülebilirliği başlı başına bir kırılma potansiyeli taşıyordu.

KADİM DEVLET GELENEĞİ VE DEVRİMİN KURUMSALLAŞMASI

İran, tarihsel hafızası güçlü bir coğrafya. Safevi devlet mirası ve Fars siyasal geleneğiyle 1979'a kadar Pehlevi hanedanı yönetiminde modernleşme ile otoriterlik arasında salındı.

1979 Devrimi ise beklentilerin aksine sol hareketlerin değil, Şii teolojisinin en güçlü figürlerinden Humeyni liderliğinde şekillendi. Ayetullah geleneği, devrim içi tasfiyelerle yaklaşık yarım asırlık bir iktidar modelini kurumsallaştırdı.

Humeyni'nin devrimi, mollalar sınıfını siyasal merkeze yerleştirdi. Anti-Amerikancı söylem, rejimin ideolojik çimentosu oldu. Şii-Sünni gerilimi ise İran'a bölgesel bir etki alanı açtı.

SAVAŞLARLA TAHKİM EDİLEN İKTİDAR

1980'de başlayan İran-Irak Savaşı, yalnızca dış cephede değil, iç siyasette de belirleyici oldu. Savaş, içeride muhalefeti bastırmanın gerekçesine dönüştü; güvenlik devleti refleksi kalıcılaştı.

İlerleyen yıllarda Irak'ta Saddam Hüseyin sonrası oluşan boşluk, İran için stratejik fırsata dönüştü. Lübnan, Suriye ve Filistin sahasında kurulan vekâlet ağları; savaşın İran topraklarına taşınmaması üzerine kurulu bir güvenlik stratejisinin parçasıydı.

İsrail ve ABD karşıtlığı, bölge halklarının bir kısmında sempati yarattı. Bu söylem, hem ideolojik mobilizasyonun hem de jeopolitik meşruiyet arayışının aracı oldu.

Ancak her ideolojik iktidar, zamanla kendi katılığı içinde aşınır.

İÇERİDE BASKI, DIŞARIDA BLOK

Devrim sonrası İran, muhalefeti büyük ölçüde ülke dışına itti. Bu göç dalgası Avrupa ve Batı'da yeni bir diaspora yarattı; ancak zamanla entegrasyon süreci siyasal etkisini zayıflattı. İçeride ise rejim, örgütlü muhalefeti sistematik biçimde tasfiye etti.

Uluslararası raporlar; idamlar, hak ihlalleri ve sert güvenlik uygulamalarına işaret ediyor. Kürtler, Azeriler, Beluçlar ve diğer topluluklar merkezi otoritenin baskı politikalarından payını aldı.

İran'ın kadim kültürel zenginliği ile molla yorumunun tek tipleştirici yaklaşımı arasındaki gerilim ise derinleşti.

YENİ KIRILMA HATTI

Kafkasya'da Azerbaycan-Ermenistan savaşı, Karadeniz hattında Rusya-Ukrayna çatışması ve Suriye sahasındaki çözülmeler; İran'ın çevresindeki dengeyi değiştirdi.

Arap Baharı sonrası Mısır, Libya ve Suriye'de yaşanan iktidar değişimleri, İran'ın bazı alanlarda taktik kazanımlar elde etmesini sağladı. Ancak aynı süreç, uzun vadede yalnızlaşma riskini de büyüttü.

Afganistan'dan Kafkasya'ya uzanan hat, İran'ın çevresinde yeni bir jeopolitik çember oluşturdu.

Vekâlet savaşlarıyla savaşı sınırlarının dışında tutmaya çalışan bir ülke, bugün doğrudan stratejik baskının merkezine yerleşme ihtimaliyle karşı karşıya.

KORKULAN NE?

Korkulan oluyor mu?

Belki de mesele İran'ın yıkılması değil; yarım asırlık devrim düzeninin tarihsel sınırına dayanmış olmasıdır. Jeopolitik satrançta oyun kurucu olmak ile oyunun hedefi haline gelmek arasındaki mesafe, artık her zamankinden daha kısa.

"Korkulan oluyor" derken mesele yalnızca dış müdahale ihtimali değil.

Asıl soru şu… Yarım asırlık devrim düzeni, içerideki toplumsal baskı ile dışarıdaki jeopolitik sıkışma arasında ne kadar dayanabilir?

Çelişki derinleşiyor! İçeride baskı arttıkça dışarıda sertleşme; dışarıda yalnızlaştıkça içeride daha fazla kontrol...

Tarih gösteriyor ki hiçbir iktidar, kendi iç çelişkilerini sonsuza kadar taşıyamaz.

Ve İran dosyası, belki de ilk kez bu kadar eşzamanlı bir iç ve dış sınamayla karşı karşıya.

..devam edecek!

5 Mart 2026 | Kars

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.