Kızlarımızın Kaderi!
Türkiye’de kayıp genç kadınlar üzerinden yürüyen tartışmalar, üniversiteler, güvenlik politikaları ve toplumsal yapı üzerine yeni soruları gündeme taşıyor.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş vakaları, bölgedeki sosyal, kültürel ve kurumsal yapılar üzerine derin bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Son yıllarda yaşanan kayıplar, özellikle genç kadınların güvenliği ve üniversite yapılanmaları üzerine Mimar Ali ihsan Alınak, bu sürecin işleyişine dikkatleri çekiyor.
İşte o yazı..
KIZLARIMIZIN KADERİ.. GÜLİSTAN VE ROJİN’İN ARDINDAN!
Acılı yüreklere ne kadar merhem olunur bilinmez. Kayıp, insanın içine işleyen en ağır sızı. Bu acıyı anlamak için anne, baba ya da kardeş olmak gerekmez; insan olmak yeter.
Çünkü kayıp, geride kalan herkesin yüreğinde aynı boşluğu bırakır.
ACININ ORTAK DİLİ: KAYIPLARIN HİKÂYESİ
Bugün, içim kan ağlayarak, Kürtlerin payına düşen faili belli kayıpların hikâyesine değinmek istiyorum. Bu satırları yazarken, çocuklarını yitiren ailelerin acısına hürmeten bir eksik ya da yanlışım olursa affola.
Gülistan ve Rojin… İki isim, iki hayat, iki yarım kalan hikâye. Ama aslında bundan çok daha fazlası. Bu iki genç kadının şahsında, son 30 yılda öz değerlerimizin nasıl bir silindir gibi ezildiğinin somut örneklerini görüyoruz. Bu bir kayıp hikâyesi değil sadece; aynı zamanda bir sistemin anatomisi.
BİR SİSTEMİN ANATOMİSİ
Türkiye’nin her şehrine üniversite açılması hedefi yıllardır tartışılıyor. Ancak bu tartışmaların gölgesinde, küçük kentlerden küçük kentlere taşınan bir eğitim anlayışının sonuçlarını yeterince konuşmuyoruz. Sayısı 200’ü aşan üniversitelerin niteliği sorgulanırken, bu kampüslerde yaşanan kültürel erozyonun, güvenlikçi politikalarla nasıl derinleştiğini görmek gerekiyor.
Bugün geldiğimiz noktada, eğitim alanları olması gereken yerler, kimi zaman toplumsal çürümenin de sahnesine dönüşebiliyor. Üçüncü sayfa haberlerinde gördüğümüz birçok olayın arka planında, bu boşlukta büyüyen sorunlar yatıyor. Kültürün aşındığı, aidiyet bağının zayıfladığı bir ortamda, gençlerin savunmasız bırakılması tesadüf değil.
Devlet politikalarının her kaybı ve her ölümü sıradanlaştıran yaklaşımı, bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Kurumsal yapılar içinde militarist reflekslerin öne çıktığı, yerel kültürün bastırıldığı ve zamanla kirletildiği bir modelle karşı karşıyayız. Bu model, sadece bireyleri değil, toplumsal hafızayı da aşındırıyor.
BARINMA VE YAPISAL BASKI
Kentlerin çeperlerinde konumlanan ve o kentle gerçek bir bağ kuramayan üniversite yapıları, çoğu zaman elitist ve dışlayıcı bir anlayışın gölgesinde şekilleniyor. Bu durum, özellikle bölge üniversitelerinde daha görünür hale geliyor. Öğrenci, eğitimci ve yönetici profillerine yakından bakıldığında, bu kopukluk daha net hissediliyor.
Eşitlik ve adalet gibi kavramlar, olması gerektiği gibi yaşatılmak yerine, çoğu zaman içi boşaltılmış birer söyleme dönüşüyor. Eğitim kurumlarının gençleri koruyan değil, kimi zaman onları riskli yapılara açık hale getiren bir zemine dönüşmesi ise en acı gerçeklerden biri.
Barınma sorunu ile başlayan süreç, gençlerin çeşitli yapıların etkisine açık hale gelmesine kadar uzanıyor. Yurtlar, çevresindeki ilişkiler ağı ve güç odaklarıyla birlikte, gençler üzerinde görünmeyen bir baskı oluşturabiliyor. Bu baskı, özellikle savunmasız bırakılan genç kadınlar için çok daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.
KADINLAR ÜZERİNDEN KURULAN DÜZEN
Tam da bu noktada, özellikle Kürt kızlarının hedef haline geldiği iddiaları, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Üniversite çevrelerinde oluşan gayri resmi ilişkiler ağı; kimi zaman öğretim üyeleri, çalışanlar, yerel bürokrasi ve güvenlik yapılarıyla iç içe geçen bir tablo ortaya koyuyor. Bu tablo, gençleri bir ağın içine çekip, geri dönüşü olmayan sonuçlara sürükleyebiliyor.
GÜLİSTAN VE ROJİN’İN HİKÂYESİ
Van’da ve Dersim’de yaşananlar, işte bu geniş çerçevenin içinde anlam kazanıyor. Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş’in hikâyeleri, yalnızca iki bireyin trajedisi değil; aynı zamanda bir sistem tartışmasının da merkezinde duruyor.
Bu iki pırlanta gibi genç kadının kaybı, sadece bireysel bir acı olarak ele alınamaz. Onların ardından geriye kalan sorular, cevap bekliyor. Ve bu cevaplar, ancak bölgeye çöreklenmiş karanlık ilişkilerin ortaya çıkarılmasıyla mümkün olabilir.
Çünkü mesele sadece kayıp değil. Mesele, bir daha kimsenin kaybolmaması.
15 Nisan 2026 | Kars



YAZIYA YORUM KAT