Devrimden Yalnızlığa!
Mimar Ali ihsan Alınak, Venezuela’nın güncel durumunu ele alan yazısında, uluslararası müdahalenin etkileri, iktidar mücadelesinin çelişkileri ve ülkenin geleceği hakkında düşüncelerini paylaşıyor.
İşte o yazı..
Chávez'in umudu, Maduro'nun yalnızlığı oldu. Bir gece yarısı operasyonuyla sarsılan, sadece bir ülke değil, tüm uluslararası düzen. İktidar zehirlenmesi ve emperyal müdahale arasında sıkışan bir devrimin enkazı.
DEVRİMDEN YALNIZLIĞA!
Tarihin en tartışmalı baskınlarından birinde, bir devlet; başka bir devletin başındaki kişiyi, eşiyle birlikte uykuda yakalayarak alıkoydu.
Yaşananlar, klasik bir askerî operasyonun çok ötesinde; uluslararası hukuku, diplomatik teamülleri ve küresel dengeleri sarsan bir kırılma anıydı.
Sahne, western filmlerinden hafızalara kazınan Hollywood sekanslarını aratmayacak ölçüde çarpıcıydı. Senaryosu gerçek, temposu nefes kesici, etkisi ise bir sinema filminden farksızdı. Ancak bu kez perdede kurgu değil, Latin Amerika’nın kanlı ve karmaşık tarihi vardı.
BİR KITA, İKİ DÜZEN
Amerika Birleşik Devletleri ile Latin Amerika arasında onlarca yıldır süren gerilim, artık bir “varlık-yokluk” mücadelesine dönüşmüş durumda. Kapitalist sistem ile ona karşı konumlanan sol-sosyalist yapılar arasındaki çatışma; CIA operasyonları, kontrgerilla ağları ve uyuşturucu kartelleri üzerinden farklı biçimlerde sürdürülüyor.
Bu mücadele yalnızca ideolojik değil; aynı zamanda ekonomik, askerî ve kültürel bir hesaplaşma niteliği taşıyor.
DEVRİMLER VE KARŞI DEVRİMLER
Ernesto “Che” Guevara ve Fidel Castro ile sembolleşen devrimci dalga, Latin Amerika’da sömürü düzenine karşı güçlü bir başkaldırı yaratmıştı. Buna karşılık, ABD destekli iktidarlar ise statükonun, bağımlılığın ve “arka bahçe” anlayışının temsilcisi olarak sahnedeydi.
Bu iki blok arasındaki amansız çatışma, bölgeyi uzun yıllar boyunca istikrarsızlığa mahkûm etti. Devrim umudu ile düzenin sert refleksleri arasındaki gerilim, her seferinde halkların omuzlarına yüklendi.
ARKA BAHÇE HAYALİ VE BEDELİ
Tek kutuplu dünya düzeni ve Latin Amerika’yı “arka bahçe” olarak gören anlayış, sessiz ama ağır bir faturayı halklara kesti. Darbeler, ambargolar, ekonomik çöküşler ve iç savaşlar bu politikanın doğal sonucu oldu.
Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği ile Amerikan bloğu arasında yapılan paylaşım hesapları, ilerleyen yıllarda “post-modern” sol iktidarları Latin coğrafyasında iktidara taşıdı. Ancak demokratik seçimlerle gelen bu yönetimlerin bir kısmı, zamanla gücü merkezileştiren, muhalefeti bastıran ve tiranlığa evrilen yapılar hâline dönüştü.
İKTİDARIN ZEHİRLİ DÖNÜŞÜMÜ
İktidar, birçok yerde olduğu gibi burada da zehirli bir etki yarattı. Başlangıçta halkın umudu olan liderler, iktidarda kalma hırsıyla kendi ideallerinden koptu. Gücü korumak adına özgürlükleri daraltan, halkın boğazını sıkan ve eleştiriyi düşmanlık olarak gören yönetimler ortaya çıktı.
Latin Amerika’nın bitmeyen geceleri, işte bu çelişkilerin, müdahalelerin ve iktidar sarhoşluğunun ortak ürünüdür.
VENEZUELLA, DEVRİMDEN YALNIZLIĞA!
Venezuela’da Hugo Chávez’in iktidara gelişi, yalnızca bir yönetim değişikliği değil; Latin Amerika’da devrimci dalgayı yeniden canlandıran tarihsel bir kırılmaydı. Chávez, kartellerle, Amerikan etkisiyle ve yerleşik elitlerle yürüttüğü sert mücadeleyle, uzun yıllar bastırılmış kitlelere umut aşıladı. Onun liderliği, Bolivarcı ideolojinin halk nezdinde karşılık bulduğu bir dönemi temsil etti.
Ancak Chávez’in genç sayılabilecek bir yaşta hayatını kaybetmesinin ardından, bu devrimci miras Nicolás Maduro’ya kaldı.
MADURO DÖNEMİ: TARTIŞMALI BİR LİDERLİK
Nicolás Maduro, Chávez’in aksine güçlü bir karizma ya da toplumu sürükleyen bir lider profili çizemedi. Yöntemleri ve siyasal tarzı, devrimi ileri taşıyan bir figürden çok, mevcut iktidarı korumaya odaklanan bir yönetici olarak algılandı. Bu durum, halk nezdinde umut üretmek yerine, güvensizliği ve hayal kırıklığını derinleştirdi.
Maduro yönetimi, zamanla içe kapanan, yalnızlaşan ve giderek savunma refleksiyle hareket eden bir yapıya dönüştü. Devrimin iddiası genişlerken, iktidarın manevra alanı daraldı.
SLOGANLARLA YÜRÜTÜLEN DİRENİŞ
Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi, ekonomik ve diplomatik baskısına karşı geliştirilen tutum, büyük ölçüde sert söylemler ve sloganlar üzerinden yürütüldü. Ancak bu söylemsel direniş, sahada karşılığı olan güçlü ve kapsayıcı bir stratejiyle desteklenemedi. Bu durum, ABD’nin kurduğu çok katmanlı baskı mekanizmaları karşısında Venezuela’yı daha kırılgan hâle getirdi.
AMBARGO, İKTİDAR VE ÇELİŞKİLER
Ambargolarla kuşatılmış bir ekonomide ayakta kalma mücadelesi veren Maduro yönetimi, zamanla ciddi çelişkilerle karşı karşıya kaldı. Bir yandan emperyalizme karşı duruş vurgulanırken, diğer yandan narkotik ekonomisinin küresel ölçekte yarattığı kara paranın cazibesi, iktidarın meşruiyet tartışmalarını derinleştirdi.
Bu tablo, devrimci ideallerle iktidarda kalma pratiği arasındaki uçurumu daha görünür kıldı.
DEVRİMİN ENKAZI MI, BEKLEYEN BİR HİKÂYE Mİ?
Bugün Venezuela, bir yandan dış müdahalelerle, diğer yandan iç yönetim krizleriyle sıkışmış durumda. Hugo Chávez’in mirası hâlâ toplumsal hafızada güçlü bir yer tutarken, Maduro döneminin yarattığı yalnızlık ve belirsizlik, ülkeyi ağır bir siyasi ve ekonomik enkazın başında bırakmış görünüyor.
Bu süreç, Latin Amerika’da devrimci iktidarların yalnızca dış baskılarla değil, kendi iç dönüşümleriyle de sınandığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçiyor.
VE SONUÇ
Gelinen noktada, Nicolás Maduro’nun bir askerî operasyonla ülkesinden kaçırılması gerçekliği, yalnızca Venezuela için değil, küresel siyaset açısından da sarsıcı bir eşik olarak kayda geçti. Bu gelişme, klasik diplomatik yöntemlerin tamamen devre dışı bırakıldığı, güç siyasetinin açık biçimde sahneye çıktığı yeni bir dönemin işareti olarak okunuyor.
Artık mesele, tek bir liderin akıbetinden çok daha ötesinde. Devlet egemenliği, uluslararası hukuk ve siyasal meşruiyet kavramları, fiilî güç karşısında bir kez daha sınanıyor.
Tek kutuplu dünyanın, kendi çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar ileri gidebileceği sorusu ise artık teorik değil. Bundan sonra yaşanacaklar, bu düzenin nelere gebe olduğunu, hangi sınırları tanıyıp hangilerini yok sayacağını gösterecek.
Zaman, yalnızca Venezuela’nın değil, bütün dünyanın bu yeni döneme nasıl uyandığını ortaya koyacak.
Ali ihsan Alınak
8 Ocak 2026 | İstanbul









YAZIYA YORUM KAT