Erzurum’un Oltu ilçesinde yerin metrelerce altından çıkarılan Oltu Taşı, ustaların sabrı ve inceliğiyle işlenerek takıya dönüşüyor.
Yer altından büyük emekle çıkarılan Oltu Taşı, ustaların sabır ve incelikle işlediği eşsiz bir değere dönüşüyor.
Tarihi Bronz Çağı’na uzanan bu özel taş, bugün de takıdan tesbihe uzanan geniş kullanım alanıyla dikkat çekiyor.
TOPRAKTAN SANATA UZANAN ZORLU YOLCULUK
Erzurum’un Oltu ilçesinde çıkarılan Oltu Taşı, yöre insanının yoğun emeğiyle yer altından güçlükle çıkarılıyor. Çıkarılmasının ardından saklanması ve işlenmesi de en az çıkarılması kadar özen gerektiriyor. Ustalar, adeta bir heykeltıraş titizliğiyle çalışarak yumuşak yapıdaki taşı özel bıçaklarla yontup zımparalayarak şekillendiriyor. Tebeşir tozu ve zeytinyağıyla cilalanan taş, kolye, küpe, yüzük ve sigaralık gibi pek çok süs eşyasına dönüşüyor. Özellikle tesbihler, Oltu Taşı’nın en dikkat çekici ve yaygın ürünleri arasında yer alıyor.
TARİHİ BRONZ ÇAĞI’NA KADAR UZANIYOR
Fosilleşmiş reçine ya da ağaç gövdelerinden oluşan Oltu Taşı, yumuşak bir linyit türü olarak biliniyor. Genellikle siyah renkte olan taş, nadiren gri ve yeşilimsi tonlarda da bulunabiliyor. Oltu Taşı’nın geçmişi Bronz Çağı’na kadar uzanırken, tarih boyunca farklı medeniyetlerde değerli bir süs ve kullanım malzemesi olarak öne çıkıyor. Antik Roma döneminde zengin kesimlerin mücevherlerinde yer bulan taş, ilerleyen yüzyıllarda da önemini korudu. 17. yüzyılda bazı kaynaklara göre taşın tozu hekimler tarafından tedavi amaçlı kullanıldı. En parlak dönemlerinden birini ise Viktorya Dönemi’nde yaşayan taş, İngiltere Kraliçesi Viktorya’nın bu taştan yapılmış takılar kullanmasıyla geniş kitleler arasında moda haline geldi.
HAVA İLE TEMAS EDİNCE SERTLEŞİYOR
Oltu Taşı’nın en dikkat çekici özelliklerinden biri, topraktan çıkarıldığında oldukça yumuşak olması ancak hava ile temas ettiğinde hızla sertleşmesidir. Bu nedenle taş, çıkarıldıktan sonra işlenene kadar nemli ortamlarda muhafaza ediliyor. İnce damarlar halinde bulunan cevher, sınırlı miktarda çıkarılabiliyor. Büyük emekle çıkarılan taşlar küçük atölyelere gönderilerek burada el işçiliğiyle şekillendiriliyor. Ustalar, işleme sırasında taşın nemini korumak için gerekli kısmı su içinde bekletirken, kullanılmayan bölümleri yeniden toprağa gömerek saklıyor.
TESBİHLERLE DÜNYAYA AÇILDI
Oltu Taşı denildiğinde akla ilk gelen ürünlerin başında tesbihler geliyor. Türkiye sınırlarını aşan bir üne sahip olan bu tesbihler, kullanıldıkça parlayarak daha estetik bir görünüm kazanıyor. 33’lük ve 99’luk olarak hazırlanan tesbihler, işçilik ve tasarım özelliklerine göre farklı isimlerle anılıyor. Taşın sürtünmeyle elektriklenmesi, hafif cisimleri çekmesi ve yanma sırasında farklı tepkiler vermesi de dikkat çeken fiziksel özellikleri arasında yer alıyor.
SABIR VE USTALIK GEREKTİREN BİR SANAT
Oltu Taşı’nın işlenmesi yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda sabır ve ustalık gerektiriyor. Her bir ürün, ustasının emeğini ve estetik anlayışını yansıtan özgün bir eser olarak ortaya çıkıyor. Yüzyıllardır değerini koruyan bu özel taş, hem kültürel miras hem de ekonomik değer olarak önemini sürdürüyor.