Ali ihsan ALINAK

Ali ihsan ALINAK

Kesişen Yollar

A+A-

“ Büyük Yalancılar, Büyük Hırsızlardır..”

Türkiye halkı üzerinde siyasi, ekonomik ve kültürel bombardımanın etkileri görülmeye başlarken, Ortadoğu ve Kafkasya’da ki kargaşa ile çevrelenmiş coğrafyayı tedirgin edecek durumdadır.

Etkin bir rol almak isteyen ve demokratik bir takım oluşumları güçlendirme adına, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) kisvesi adıyla faaliyet gösterenler, her türlü tekniği kullanacak organizenin içindedirler.

Stratejik önem gösteren her alan üzerinde faaliyetlerini derinleştiren ABD ve AB destekli fon, vakıf ve derneklerin, yerel işbirlikçiler sayesinde bayağı etkinleştikleri ve inandırıcı olabilmek için propagandalarını en iyi şekilde yaptıkları görülmektedir.

Masum gözükmek için İsa’cı, Musa’cı ve Muhammed’di olmayı mubah gören bu yapı; ön görüsünü ve ekonomik desteğini vurguncu Soroz’dan almaktadır.

ABD’nin uluslararası arenadaki en büyük destekçisi olan Soroz, özellikle Kafkasya coğrafyasında “renkli devrimler” yapabilmenin arayışı ve gayretindedir.

Türkiye içinde TESEV, Açık Toplum Enstitüsü, Rotary ve Lions gibi farklı isimler adı altında faaliyet gösteren bu örgütlenme modeli sayısız farklı çalışmalar yapmaktadır. Değişim ve dönüşüm sloganı altında yapılan bu çalışmalar, bazı yerlerde sadece istatistiksi, bazı yerlerde kültürel faaliyetler ile kaybolmaya yüz tutmuş bazı değerleri yaratmaya çalışırken, bazı yerlerde kültürel mirası koruma adına çalışmalarını yürütmektedirler.

Bu çalışmalarda dil ve yöntem çok profesyoneldir. Öncelikli taktik yerel yöneticileri ya da ülkenin diğer yönetim kadrolarını belli oranlarda kendileriyle işbirliği altına almaktır. Ekonomik ve politik katkılarını öne çıkararak vazgeçilmez olabilmektedirler. 

AVRUPA BİRLİĞİ VE TESLİMİYET

Avrupa’nın bölüşüm planına göre zayıflatarak teslim almayı ilke edinir. Özellikle medyada ki etkin baskı unsurunun pompalayıcı yaklaşımları ile gelinen nokta, “ver kurtul” ile özdeşleşen bir durumdur.

Kompleksli ve korkak yönetim anlayışı, her zaman varlık sebebini tavizler de görmektedir. AB sürecindeki müzakerelerde;  ülke içi dinamikleri görmezden gelenler, dikte edilmiş ve hazırlanmış paketlere yasal boyut kazandırarak süreci hızlandıracaklarını zannetmektedirler. Oysa görünen o şekilde değildir. Gündelik yaşamın hiçbir alanında AB rüzgârını yakalama şansı yoktur. Aksine kişiliksizleşen bir Türkiye ve Anadolu insanı gözükmektedir.

“Özellikle Papa’nın gelişi ve temasları ile değişen ve beraberinde AB’den zılgıt yiyen hükümet, niyeti baştan belli olan ve Rumlara tavizi ve Kıbrıs’ı elden çıkarmaya yönelik eylemini ALTIN GOL diye lanse etmeye çalışıyor.

Ne gol ama!

Bunu yapalar ayaklarının altındaki halının gittiğinin farkında bile değiller.

Şimdi ne olacak peki, aslında görünenler çok net, yeter ki görmek isteyesiniz!

Kıbrıs ve Yeni Süreç, yapılanlar aslında 50 yıla yaklaşan ve kangrenleşen bir sorunun hangi boyuttan hangi boyuta geldiğin anlaşılması ile mümkündür.

“60’ların başında başlayan ve iki halkın ortak yaşadığı Kıbrıs’taki gerilim, git gel siyaseti ile masa başında politik olarak çözülmeye çalışılmıştır. Çözülmeyen sorun 74 Hareketi ile dünya kamuoyunda işgal edilmiş ve ilhak anlamına gelen bir görüntü yaratmıştır. Tüm dünyanın gözünde Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin bir bölümü Türkiye tarafından işgal edilmiş sayılmaktadır. Kriz ve ambargoların etkileri 80’li yılların başına kadar kendini hissettirmiş ve sorun Türkiye’nin; Avrupa Ekonomi Topluluğuna girişinin önünde engel olmuştur. 40 yılı aşan Avrupa macerasının her kilometresinde Kıbrıs vardır.”

Gelinen nokta, Kıbrıs Rum Kesimi “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla Avrupa Birliği üyesi olarak karşıt masada yerini almıştır. Altı yüz bin nüfuslu Kıbrıs Rumları, 70 milyonluk Türkiye’yi masada yemek üzeredirler.

Kriz ve siyasi bunalımlarla zayıflatılmış ve kuşatılmış bir Türkiye iştah kabartmaktadır. AB rüyasıyla yatıp kalkanlar; ulusal çıkar ve davalara ihanetin peşindedirler.

AB ile gerçek anlamada müzakere edebilmek ve masada karşılıklı çıkarları gözetmenin yolu, iç dinamiklerin barışı ile mümkündür.

Çözüm Ankara’dır ve bu irade ulusal bir duruş sergileyerek onurlu bir ülke olmanın gereğini yapmak zorundadır.

Brüksel’de ya da başka yerlerde çözüm aramak hayaldir. Dert bizde ise çarede ellerimizdedir.

11 Aralık 2006

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.