Anasayfa Kars Haber Ardahan Iğdır Kafkasya Gündem Dünya Politika Ekonomi Kent-Yaşam Spor Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Söyleşi

Yavuz Bingöl ile Gecenin Kanatları



   SÖYLEŞİ - RÖPORTAJ
Anasayfaya Dön // SÖYLEŞİ - RÖPORTAJ
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yavuz Bingöl ile Gecenin Kanatları
12/8/2009   08:56:47

Gecenin Kanatları filminde bir örgüt liderini oynayan Yavuz Bingöl, “Sosyalist ve devrimci geleneğin içinden geliyorum. Oynarken zorlanmadım” diyor

 

Gecenin Kanatları filminde büyük bir örgütün liderini oynuyorsunuz. Nasıl bir rol, nasıl hazırlandınız?

 

Eski bir örgütçüyüm hazırlanmadım diyormuşum... Hiç hazırlanmadım aslında. Filmde göreceksiniz, söylediğim o kelimeler, cümleler benim hayatımda her zaman yeri olan şeyler. Türkiye’nin sosyalist tarihinin o devrimci geleneğinin biraz içerisinde bulunan birisiyim. Benim kuşağım o döneme denk geldi. Değişik duygular yaşayarak oynadım filmde. İyi bir film olduğunu düşünüyorum. Severek oynadığım bir rol oldu.

 

Türkiye’de yapılan sinema filmlerinde ele alınan konular gerçekleri ne kadar yansıtıyor? Ya da bunları yansıtan filmler yapılıyor mu? Örneğin Kürt sorunu...

 

Hayır. Sinemada duygusallığa yer yok bence. Bir yönetmen duygularıyla hareket etmemeli. Duygularınıza hakim olamazsanız ve yenilirseniz gerçekleri eğip büküyorsunuz o zaman. Oysa gerçekleri eğip bükmemek lazım. Orayı anlatan sinema filmi vardır belki ama toplumun genelinin izlediği ve oradan bir şey çıkardığı bir film yok.

 

Yapılması gerekir mi?

 

Yapılması gerekir. Mesela Sırrı ( Süreyya Önder) Maraş Katliamı’nı hazırlıyor. Yakın tarihe ilişkin işler niçin yapılmıyor. Onu ben çok sorgularım. Darbe var, katliamlar, Sivas’taki yangın var. Türkiye’de sinema yapan yönetmenlerin çoğu da aslında sol değerlere sahip olan insanlar, yönetmenler. Onların çoktan bu tip konuları işlemiş olması gerektiğine inanıyorum.

Türkiye’de bir şeyleri özgürce ifade edememenin etkisi olabilir mi? Hassas konular bunlar çünkü...

 

Türkiye’de demokrasinin adı var kendisi yok, yalan bir demokrasi var aslında. Üç tane darbe, onlarca faili meçhul cinayet. Taksim, Çorum, Maraş olayları yaşandı. Bunların hala failleri bulunmadı. Türkiye’de karanlıkta kalan o kadar çok şey var ki. İnsan kendini güvende hissetmiyor. Yönetmen de bir insan. Öyle bir film çekersem tepki toplarım, gişem olmaz diye düşünmesini ben çok normal bulurum. Ama sanat biraz muhaliftir, bazı şeyleri göze alarak yapılır Türkiye gibi ülkelerde.

 

Yıllar önce Ahmet Kaya Kürtçe şarkı söylemek istediği için linç girişimiyle karşı karşıya kaldı. Şimdi ise televizyonda Kürtçe şarkı söyleniyor, Kürtçe yayın yapan kanallar ki devlet kanalı TRT’de bunlardan biri. Siz bir sanatçı olarak hükümetin Kürt açılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Dünyanın her yerinde barışı istemek ve sağlamak her zaman zor olmuştur. Kan dökmek, birisine kötülük yapmak çok kolay birşeydir. Ama insanın, kötünün, çamurun bataklığın içerisinde kirlenmeden durması nasıl zor bir şeyse barış istemek de o kadar zor bir şey bence.

 

Her türlü iftiraya, pisliğe, çamura maruz kalabilirsiniz. Etrafınızda çok kan varsa o kan size de sıçrayabilir. Bir tarafından destekliyorum ama ben işin ideolojik tarafındayım biraz. Sağ zihniyetin gidebileceği yer belli. Bu işi sağ zihniyet çözemez bence. Öyle bir yere gelir ki orada çizdim oynamıyorum diyebilir. Geri adım atabilir. Televizyonda bununla ilgili haberi ilk izlediğimde hadi inşallah demiştim bir solcu olarak. Muhafazakar sağ bir partiden bahsediyoruz, AKP. Umarım ülkeleri için ideolojik şeylere çok değer vermez ve sonuna kadar götürürler.

 

Türkiye’yi terk etme gibi bir düşünceniz oldu mu hiç?

 

En zor dönemde terk etmedik. Bence kimse ülkesini terk etmez duygu olarak, kalben. Bu ülkede yaşanır mı kardeşim deyip elimin tersiyle itebileceğim bir ülke değil benim ülkem. Ben özellikle ülkemin insanlarını hiçbir ülkenin insanıyla değişmem.

 

Sezen Aksu’nun Kürt açılımı hakkındaki yorumları doğru muydu sizce?

 

Başbakan’ı herkes arayabilir. Bende arasam herhalde çok yoğun değilse on dakika sonra bana da dönebilir. ‘Aradım destek verdim’ gibi şeyleri belki insanlar yadırgamış olabilir. Büyük bir heyecanla eli telefona gidip ağlayarak aramış olabilir, o an paylaşmak istemiş olabilir. Yoksa ben Sezen Aksu’nun bu ülkedeki sorunlara, yürümeyen şeylere duyarsız kaldığını hiçbir zaman düşünmüyorum. Her zaman duyarlı olmuştur ve tavrını belli etmiştir.

 

Hiç gözaltına alındınız mı?

 

Çok. Ben grup müziği, politik müzik yaptığım dönem Türkiye’nin en karanlık dönemleri aslında. O zaman biz farkındaydık o yüzden zaten bu mücadeleyi yapıyorduk. Gözaltında insanlar kayboluyordu, sokak ortasında faili meçhuller yaşanıyordu. 1988-1995 arası laylaylom diye bir hayat sürerken Türkiye’de bir bakıyorsunuz en karanlık dönemiymiş. Biz o dönem devrimcilik yapıyorduk bu ülkede, politik müzik yapıyorduk ve konserlerimiz yasaklanıyordu, eylemler yapıyorduk, polisle çok karşı karşıya geliyorduk. Ben beyaz bir Renault ile çok ciddi takip edildiğimi biliyorum mesela.

 

Hangi dönem?

 

91-92-93 Ankara Gölbaşı’nda. Özellikle Sivas’daki yangından sonra ben resmi bir kurumun vakfında çalışıyordum. Sivas’daki yangından sonra koluma siyah bant takıp müzik yapmama protestosu yapmıştım. O dönem vakıf başkanının terfisi verilmemişti. MİT’ten, emniyetten gelip benim için bu adamı burada çalıştırma gibi tepkiler verilmişti. Gölbaşı tarafında çok fazla faili meçhul olmuştu. Ben de orada olabilirdim mesela. Tam göbeğindeydim aslında.

 

Takip ne zaman bitti peki?

 

Valla bilmiyorum. Beni yok etmekten vaz mı geçtiler artık, kesildi sonradan. Ben oradan ayrıldım. Türkiye’nin en karanlık döneminde biz politik müzik yaparak Türkiye’de çok önemli konserler vermeye çalışıyorduk. Konserlerimiz kayıt altına alınıyordu. Şimdi düşünüyorum 83 yılında sözde demokrasi gelmiş, sivil bir hükümet başta. Ben üzerinden on yıl geçtikten sonraki Türkiye’nin durumuna bakıyorum. Umuda Ezgi konserleri polis ve siyasi şube tarafından video banda çekiliyordu mesela. Hangi akıl ve zihniyet bunu bana anlatabilir ki, bu neyin güvenliği. Benim konserimi niye çekiyorsun. Neden korkuyorsun, niye böyle bir fişleme, arşivleme yapıyorsun.

 

İlkokul çocuğu gibi heyecanlıyım

Orhan Kemal’in unutulmaz eseri 72. Koğuş’ta “Ahmet Kaptan” rolüyle ilk kez tiyatro sahnesine adım atıyorsunuz...

 

Oyun, bilinen büyük bir eser. Atmosferi, dekoru, ışığı çok zor bir oyun. Seyirci karşısına çıkmaya alışığım diyordum ama, çocukluğumuzda okulda müsamere yaparlar ya o heyecan içindeydim. İnanamadım kendime. Bir türlü fırsatım olmamıştı bir de cesaret edemiyordum işin doğrusu. Provalar çok keyifli geçince, yönetmenimiz, oyuncu arkadaşlarımız destek verince başladık galiba. İyi gidecek gibi gözüküyor.

 

Ahmet Kaptan karakteri kan davası yüzünden mapus yatan, yalnızlığı seven biri. Siz yalnızlığı seviyor musunuz?

 

İstemeyerek de olsa yalnız kaldığım dönemler oluyor ama yalnızlığı hiç sevmem aslında. Ama üretim aşamasında yalnız kalmam gerektiğini biliyorum. İnsan kalabalıktan bir şey yazamıyor genelde. Bizim evimizde öyledir, herkese açıktır dergah gibi. En son bizim evin ışığı söner. Arkadaşlarımla, dostlarımla vakit geçirmeyi seviyorum evde. Ahmet Kaptan kadar değilim...

 

Oyunda laz şivesiyle oynuyorsunuz. Şive konusunda zorlandınız mı?

 

Çok. Özel bir çalışma yapmadım, ama çevremde, çoçukluğumda Karadeniz’li komşularımız vardı. Kulak dolgunluğu ve yönetmenin yönlendirmesiyle yapmaya çalışıyorum. Üç beş oyun sonra daha iyi olabilir.

 

İnsanların hayatına müzikle girdiniz, ama sanki oyunculuğunuz daha ön plana çıktı. Kendinizi hangisinde daha başarılı buluyorsunuz?

 

Bu sorulara cevap vermekte zorluk çekerim hep. İnsan hayatında ne iş yaparsa yapsın severek, belli bir tutkuyla yaptığı zaman başarıda onunla orantılı galiba diye düşünüyorum




Taraf
Elif Gülümser

Etiketler :
Anasayfa   Yorum Yaz  Yazdır  Yukarı   Bu Haberi Sayfanıza Ekleyin!

Yorumlar (0)
Kars Bora Gazetesi Kars Denge Gazetesi Kars Denge Gazetesi
Kars Halk Gazetesi Kars Hüryurt Gazetesi Kars Postası Gazetesi
Serhat Kars Gazetesi Kars Ölçek Gazetesi Kars Önder Gazetesi
Radyo Serhat