On altı yıllık eğitim hayatımda öğrencilerimle, çocuklarımla
ve meslek arkadaşlarımla bir çok özel durumlar yaşadım. Bazıları sinirlerimi
hop kaldırıp hop indirirken, bazıları içime sıcaklık yüzüme renk, beynime daha
ileri mesajları verdi. Bazıları da var ki yazın sıcak günün öğleden sonra
esintisi gibi rahatlatan cinsten.
Öğretmenliğe 1992 yılının Ağustos ayında atandım. Henüz genç
ve deneyimsizdim. Ancak mesleğini seven ve bu uğurda mücadele edebilecek güçte
görüyorum kendimi. İlk tayin yerim Bingöl’ün merkez köyü Çekvan ilkokulu. Köy
Bingöl’e on kilometre yakın. O yıllar yeni evliyim ve bebek bekliyorum. Eşim
Elazığ’da çalışıyor. Ben de Üniversitenin bir biriminde Yüksek lisans
yapıyorum. Bu nedenle sık sık Elazığ ve Bingöl arasında yolculuk yapmak
zorundayım. O günlerde yaşam zor Elazığ, Bingöl gibi şehirlerde. Hele de her
hafta sonu yolculuk yaşam riski ile dolu. Bu gün düşündüğüm zaman ölümü göze
alarak 74 kez bu yolu gidip gelmişim. Yetmiş dört kez kendimi ve bebeğimi riske
atmıştım. O günlerde bu koşullarda olan onlarca öğretmen adayı istifa edip
kendi memleketlerine daha güvenli yerlere gitmişler ben ise eğitimci sevdamdan
vazgeçemedim. Eşimin ve ailemin ısrarlarına rağmen gideceğim diye diretmiştim.
Doğudaki çocukların eğitimini karnımdaki çocuktan öte görmedim.
Bugün yine doğunun en uç şehrinde hem öğretim üyesi hem de
bir özel ilköğretim okulunda eğitim koordinatörü olarak aynı aşkla görev
yapıyorum. Bölgeler, iller ve okullar değişiyor ancak öğretmenlik statüsü her
zaman aynı kalıyor. Eğiten öğreten vizyon sahibi olma zorunluluğu.Eğer kendiniz okuyarak, eleştirerek geriye
bakıp ders çıkarıp, ileriye bakıp hedef belirlemezseniz memur olmaktan öteye
gidemezsiniz.
24 Kasım Öğretmenler günü gibi önemli ve anlamlı bir günde
öğretmenlerin öğretmenlik mesleğinin erdemlilik ve fedakarlıklarından
bahsetmesi gerekir. Halbuki bugün açtığınız her televizyon kanalında, radyo
programında ya da gazete sayfalarındaöğretmenlik mesleğinin ekonomik yetersizlikten kaynaklanan acizliğinden
bahseder görüyoruz. Bu geleceğin toplumunu belirleyen gençlerinnasıl bir kadere sürüklendiklerinin bir
göstergesi olup trajikomik bir durumdur.
Öğretmenlerin yaşam standartlarını yükseltmek bir toplumun
geleceği için zorunlu bir gerekliliktir. Aksi taktirde yaşam koşullarının
getirdiği zorunluluktan dolayı öğretmen, iyi bir model olmayı başaramayacağından
gerekli ve geçerli öğreti ve eğitiyi de vermekten uzak olacaktır.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi‘’En mühim
ve feyizli vazifelerimiz, eğitim ve öğretim işleridir. Eğitim ve öğretim
işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak
bu surede olur.
Eğitim ve öğretim, millet olmanın, bayındır bir vatan
kurmanın temel şartıdır.’’
Bütün öğretmenlerimiz için standartlarına uygun yaşama
biçimi sağlanması temennisi ile doğru, sağlam ve sevgi yüklü bir gelecek
sağlayacak öğrenciler bekliyorum.