Anasayfa Kars Haber Ardahan Iğdır Kafkasya Gündem Dünya Politika Ekonomi Kent-Yaşam Spor Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Söyleşi

Şiwan Perwer ile SÖYLEŞİ



   SÖYLEŞİ - RÖPORTAJ
Anasayfaya Dön // SÖYLEŞİ - RÖPORTAJ
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şiwan Perwer ile SÖYLEŞİ
8/24/2009   00:04:04

Kürt müziğinin yasaklı sesi Şivan Perwer, siyasi malzeme olmak istemediğini ifade ederek, 'Şivan Perwer, olarak Türkiye'ye gitmek istiyorum' dedi.

Kürt müziğinin yasaklı sesi Şivan Perwer, her ne kadar son dönemlerde TRT şeş’in açılışıyla gündeme geldisye de o, 30 yıldan fazladır, Kürt, Türk, Arap ve Fars’lıların kulağında... Uzun yıllardan beri sürgünde yaşayan sanatçı, 35 yıl önce Ankara’da söylediği ‘Ka Welatê min ka Kurdistan min ka’ ruhu ve çığlığını taşıdığını belirterek, ”Dünyaca ünlü sanatçılarla Diyarbakır’da konser vermek istiyorum” diyor. Siyasi malzeme olmak istemediğini ifade eden sanatçı, “Şivan Perwer, olarak gitmek istiyorum” diye ekliyor.

Şivan Perwer, 34 yıldır yaşadığı Avrupa ülkelerinde de kök salmış, sanat çevreleriyle haşir neşir olmuş bir isim. Kürtçe anlamayanların bile dinlediği bir ses o… Biz de, o sesi daha yakında duymak için Bonn’da bulunan Şivan Perwer Uluslararası Sanat Vakfı’na gidiyoruz. Kapıda karşılıyor. Her tarafı müzik ve kültür kokan binada başlıyoruz, sohpetimize... İlk günden bugüne, Derwêşê Evdî ile Edûlê’nin aşkına mekanlık yapmış Qerejdağ’dan yayılan mistik havanın içinde, dengbêjler arasında geçen çocukluğundan ellili yaşlarını yaşadığı bugünlere dek, tüm hayatını sorduk, o da anlattı. Türkiye’ye ve doğduğu topraklara ne zaman gidecek? Hazırlıklarına başladığı hayatının en büyük projesini ilk kez ANF’ye anlattı.

Konuşurken bazen öfkelendi; bazen başarının kızıl gülümsemesi, bazen hüznün sarısı yayıldı Kürdi yüzüne. 34 yıldır sürgünde yaşadığı esaret hayatını bir avantaja dönüştürdüğünü vurgulamadan geçmeyen Şivan Perwer, Kürtlerin Türk sanatçılara fazlasıyla değer vermesinden yakınıyor. Türkçe müzik yapan Kürt sanatçılarını “Qaşmerlikle“ eleştiriyor. Ve bomba etkisi yaratan ilk Ankara konserini anlatırken gururla dalıp, o yılara geri gidiyor gözleri. Bir ara duraklıyor. Ve ekliyor: “Ben ilk olarak, Ankara’da bağırdım; ‘Ka Welatê min ka Kurdistana min ka’ diye...”

Şivan Perwer, Aram Tigran’ın ölümünün Kürt müziği için bir kayıp olduğunu belirtiyor, “O kürt müziği için bir hazineydi” diyor. Dünya pop müziğin kralı Michael Jackson’ın kendini beyazlaştırmasına anlam veremediğini söyleyerek, eleştirilerde bulunuyor.

Konuşmasında değişimden yana olduğunu da söyleyen Şivan, şunu eklemeyi de, unutmuyor: “Kendimi hala ilk günkü gibi isyancı görüyorum.” Önümüzdeki günlerde, doğduğu topraklara gitmek istiyor Şivan Perwer, ama ne zaman ve nasıl? Sanatçı Şivan Perwer ile söyleyişi...

QEREJDAĞ’DAN YÜKSELEN MİRAS

-Şivan Perwer ailede müzikle ilgilenen ilk kişi mi?

Babam ve dayım müzikle ilgileniyordu. Müziğe önem veren bir aileydi. Evimize sürekli denbêjler gelir, gece yarılarına kadar söylerlerdi. Ben böyle bir ailede büyüdüm. Ancak ulusal ve uluslararası alanda isim yapan bir tek benim.

-Müzisyen bir aile…

Müzik, onların tiyatrosu, eğlencesi, üzüntüleri ve yaşantısıydı. Bizim orada, Delalê dengbêjliği vardı. Qerejdağ, Milan ve Şêxan bölgesinin destanları söyleniliyordu:

“Delalê ez ê qerejdaxa şewitî

bi şewite bi hoze nava gerdanê

min rebenê tu jî zîv û zêrî alduzê …”

Qerejdağ’da yükselen bu mısraların hissi ve o havanın romantizmi bizim oraları etkisine alıyordu. Delal, destan, serpêhatî gibi müzikler, halkımız arasında okunan parçalardı. Tarihi bir kültür vardı, kültürel ve çağdaş yaşamı dile getirilen bir sanat ruhu hakimdi. Öbür taraftan da, hikayeler okunuyordu. Stranlar eşliğinde okunan hikayeler… Derwêşê Evdî destanı da, bunlardan bir tanesiydi. Yine bizim oralarda Şêxler vardı. Köylere gelip, def eşliğinde söylerlerdi. “Şêx geldi“ denildi mi, herkes heyecanlanırdı. Aşıklar vardı, destanlar söylerlerdi. Ayibê Elike isminde biri vardı. 10 saat oturur, durmadan söylerdi. Bunlar halkın eğlencesiydi. Mesela ben hala Ayibê Êlîkê kadar Mem û Zîn, Sîyabend û Xecê, Êyşana Îbê ve Êrebê, parçalarını güzel söyleyen birisini görmedim. Seydikê Seydo gibi kahramanlık destanlarını söyleyen çıkmamıştır. Derwêşê Evdî, Xelîlê Xwarzî, Çemîlê Çeto, gibi parçalar… Küçükken bunların yanında oturur, dinlerdim. Orlarla büyüdüm. Bana göre, Ayîbê Êlîkê, Seydîkê Seydo, Kürt edebiyatın, sanatın ve müziğin isimsiz kahramanlarıdır.

BEN ONLARLA BÜYÜDÜM

-Bu sesler neden kendi bölgelerin dışında duyulmadı?

Seslerini duyuracak imkan bulamadılar ki. Sömürülen bir ülkede doğmaları, sanata ve müziğe değer verilmediği bir coğrafyada yaşamalarından dolayı isim yapamadılar. Onun için diyorum; Ayibê Êlîkê ve Seydîkê Seydo, isimsiz bir kahramandı.

-Repertuarınızda bu isimlere ait eserler bulunuyor mu?

Kesinlikle bulunuyor. Hazinemde her birisinden bir parça var. Ben orlarla büyüdüm. Onların yanında bu dili öğrendim. Bu kadar sade ve güzel konuşmamı onlara borçluyum.

-Müzik alt yapınız buradan mı geliyor?

Bu isimler, sanat alt yapımı güçlendirdiler. Kültürümü ve sanatımı renklendirdiler. Onun için onlara teşekkürlerimi sunuyorum. Ama ne yazki; onların ismi dillendirilmedi. Sanatları yetenekleri yazılıp, kitaplaştırılmadı. Onlardan yaralanmadık, zenginliklerini kendileriyle götürdüler. Bu Kürt kültürü için çok büyük bir kayıp oldu.

YETENEKLER KÜÇÜKKEN BELLİ OLUR

-İlk olarak, siz mi sesinizin büyüsünü keşfettiniz, yoksa birileri mi size “Şivan sesin çok güzel. Sanatçı olmalısın“ diye teşfik etti...

Bence insanların yetenekleri küçüklükten belli olur. Bende de, biraz böyle oldu. Bu da çevrenin dikkatini çekiyordu. Şarkıları çok seviyordum. Nereye gittiysem söylüyordum. Zamanımı boş geçirmiyordum. Arkadaşlarım kahveye gider, ya da farklı işler yaparken, ben eve gider, şarkı söylüyordum. Yada tek başına bahçeye gider, saz çalıp, beste yapardım. Buda insanların hoşuna gidiyordu. Beni seviyorlardı.

-Sinizkisi nasıl bir çocukluktu?

Köyde arkadaşlarımla aram çok iyiyidi, herkes beni seviyordu. Çalışkan bir çocuktum. Müzik ve sanat dışında köyde sürekli kafamı karıştıran farklı şeylerde vardı. Bazı köylülerin çok zengin bazıların ise çok yoksul olmasına anlam veremiyordum. Ağa ve beglerin köylüleri olan yaklaşımını kabullenemiyordum. Kendi kendime sürekli soruyordum; “Biz Kürdüz neden Türtçe eğitim görüyoruz?“ Bunlar kafamı karışıtıyordu.

AĞA, BEG VE ŞEXLER KÜRDİSTAN DÜŞMANIYDI

-Sonraki yıllarda ağa ve beglere kaşı yaptığınız besteler, o yıllarda kalan bir öfkenin dışa vurması mıydı?

Ağa, beg ve Şêxlerin insanlara yaptığı zoruma gidiyordu. Felsefeleri bana yalan ve sahte geliyordu. Herşey çıkarlar üzerine kurulmuştu. Devlet halka zulüm ederken, bunlar da, destekcisi oluyordu. Bu kesimler, Kürtlüğün, Kürdistan’ın düşmanıydı. Bunları gördükçe öfkem daha da, büyüyordu. Onun için ilk şarkı söylemeye başladığımda bu kesimlere karşı besteler yaptım:

“Min dît şex ji wir de hat ser şaşikê, bi cube yê xwe kir heyva hilat şewqa xwe tune ye, destê xwe vedigire bi gazin û selat, ji xelkê wetrê rast, helbûkî bingeh tuneye…”

-Şivan Perwer profesyonel olarak ne zaman müziğe başladı?

Boş ve düz bir araziye çeşit çeşit ağaçlar, diktiğiniz zaman onlar, yavaş yavaş büyür, dal verip, gelişirler. Bunun sonucunda kocaman bir bahçe ve orman oluşur. Bende de, böyle oldu. Müziğe aniden başlamadım. Yavaş yavaş ağaçlar dikerek, bugüne geldim. Bende, müzik ve sanat bir ağaç misali gibi yavaş yavaş büyüyerek gelişti.

-Sanatınızı bir bahçe olarak mı görüyorsunuz?

Evet, kendimi öyle görüyorum. Yaşam için bütün ağaçlar gerekli. Çünkü her ağacın meyvesi ayrıdır. Rengi, tadı… Bu stranlar için de geçerli. Örneğin Derwêşê Êvdî stranının rengi ile Xezalê stranın rengi bir değildir. Tadları farklıdır.

ANKARA’DAKİ KONSER MUHTEŞEMDİ

-İlk konserinizi hangi tarihte verdiniz? O günlere ilişkin bir kaç anınızı paylaşır mı sınız?

O yıllarda, Kürdistan’da konser vermek gibi bir olanağımız yoktu. Ya da, konser düzenleyecek kimse yoktu. Bir elin parmağını geçmeyecek sayıda yurtever vardı. Onlar da İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’daydılar. Yada cezaevinde. Bütün müzik pazarı Türkçeydi. O dönemde çıkan bütün sanatçılar da, Türkçe söylüyordu. Çünkü para, şöhret ve rahatlık oradaydı. Onun için bizim Kürtçe konser verme durumumuz yoktu. Ama buna rağmen yine Kürtçe müzik yapıyordum. İlk konserimi lisede verdim. Yıl sonu kutlamalarında çıkıp söylüyordum. O zamanlar İbrahim Tatlises, Seyfettin Sucu, benzeri isimler de, vardı. Onlar Türkçe, ben de, Kürtçe söylüyordum. Kürtçe söylediğim için okulda polisin baskısına maruz kalıyordum. Polislerle kovalamaca oynuyorduk. Ama bomba olup patladığım konser Ankara’daki konserdi. Mühteşem bir geceydi.

O URFALILAR “QEŞMERLİK” YAPTI

-Bu isimler farklı kulvarlarda yürüdü. Siz ise daha zorlu ve çetin bir yolu seçtiniz... Neden?

O Urfalı’ların seçtiği yolda şöhret, para ve bireysel kurtuluş vardı. Kürt olmalarına rağmen Türkçe söylediler. Qaşmerlik yaptılar. Aslında koyun postunu giymiş birer kurttular, onlar. Kendi dillerine ihanet ettiler. Bu durumları ruhumu acıtıyordu. Onun için her zaman onlardan ayrıydım. Bana göre onlar acınacak bir durumdalar.

İLK DEFA ANKARA’DA ‘KA KURDİSTANA MİN’ DEDİM

-Ankara’daki konserde neler oldu? Bu nasıl bir patlamaydı?

Daha önce Urfa, Adana ve Mersin’de de konserler vermiştim ama 1975 yılında Ankara’da verdiğim konserde patladım. Burada, ilk defa “Ka Welatê min ka Kurdistana mın ka “, “Xezalê“, “Êyşana Elî“ gibi parçaları söyledim. Yurtseverlik şarkılarıydı bunlar. İlk olarak, Ankara’da “Ka Welatê mın ka Kurdistana mın ka“ diye bağırdım. Çünkü öfkeliydim. Mele Mustafa Berzani hareketi tasfiye olmuştu. Biz Kürdistan kurulacak diye beklerken, isyan bastırılmıştı. İçimiz sızlıyordu. Bağırmak istiyordum. Benden önce Atakan Çelik diye biri sahne aldı. Seyircilerin “Kürtçe söyle“ baskılarına dayanmayıp, “Way way xezalê...“ deyip ondan sonra Türkçe devam etti. Ondan sonra ben çıktım. Ve tabi söyledim... Konserden sonra polis baskın yaptı. Birçok kişi gözaltına alındı. Beni istiyordu. Ama arkadaşlar ele vermedi.

-Avrupa’ya çıkmanıza sebep olan bu konserde yaşananlar mıydı?

Bu konserden sonra Doğubeyazıt, Urfa, Erzurum gibi illerde birçok konserler verdim. Ancak bu tarihte bir kere Avrupa’ya çıktım. Ama dayanamadım, tekrar geri döndüm. Döndüğüm sıralarda arkadaşlar, Ortadoğu Üniversitesinde bir konser düzenlemişlerdi. O konserlerden sonra ben iyiyce tanındım. Onun için artık rahat bırakmıyorlardı. Yasaklı duruma düştüğüm için Suriye üzerinden Avrupa’ya geldim.

37 YILDIR SAKLADIĞI BAĞLAMA

-Avrupa’ya gelince kendinizle birlikte ne getirdiniz?

Sadece bağlamamı getirdim.

-Ne oldu o bağlamaya...

O bağlama, 37 yıldır bende. İsmi de, “kraliçe.” “Bağlamaların kraliçesi.” Benim en değerli arkadaşımdır. Hangi enstürmanı çalarsam, çalayım bağlamanın tadını alamıyorum. Bağlamanın anlamı benim için çok büyüktür. Orada halkımın acılarını ve yaşamını görüyorum. Onun için ona “kalbimin kraliçesi” diyorum. Birgün Diyarbakır’da konser versem ilk olarak, bu bağlamamla çıkacağım. Çünkü ben bunla oradan çıktım, onunla dönceğim.

-Avrupa’ya geldiğinizde ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Avrupa’ya geldiğim dönemde yavaş yavaş Kürt siyasi hareketleri olgunlaşmıştı. Kürt özgürlük mücadelenin sinyalleri vardı. Bu gelişmelere rağmen birçok siyasi parti arasında da, görüş çatışmaları söz konusuydu. Ben de bu çatışmanın ortasına düştüm. Herkes beni kendi yanına çekmeye çalışıyordu. Ben ise hepsine aynı mesafede yaklaşmak istiyordum. Onun için; “Hevalê bar giran im, hevalê şoreşvan im, endamê Kurdistanım... “ parçasını söyledim. Uusal davranmaya özen gösteriyordum. Bu büyüktür, bu küçüktür gibi farklılıklarım yoktu.

-Koma Berxwedan’ın kuruluş çalışmalarınızda da yer aldınız…

Evet, Koma Berxwêdan’nın ilk yıllarında da yer aldım. Çalışmalarımız oldu. Birçok arkadaş getirdik. Sefkan, Mizgîn, Seyîdxan, Zozan ve Çîya’ydı. Sefkan ile birlikte bir yıl çalıştık. Çok değerli bir insandı. Beste yapıyordu, resim çiziyordu. Çalışkandı biriydi.

EN SEVDİĞİ ALBÜMÜ

-Şimdiye kadar çok sayıda albüm yaptınız. En çok hangisini beğeniyorsunuz? ‘Bu albüm tam istediğim gibi olmuş” dediğiniz biri var mı?

“Hevalê bar giran im” albümünü çok seviyorum. Çünkü o zaman Avrupa’ya yeni gelmiştim. Çok kötü koşullar altında yaşıyordum. Kimseyi doğru dürüst tanımıyordum. Buradaki Kürt örgütleri bir birileriyle didişiyordu. Türk sol görgütleri beni “ilkel milletçi”likle suçlayıp, zaman zaman sahneden indiriyorlardı. Bir yandan da kendimi kanıtlama mücadelesini veriyordum.

-İlk albümlerinizde Marxizm ve sosyalizmi öven bir çok parça var…

Evet, çok güzel parçalardı. Ben onları büyük bir zevkle okudum. Bugün hala eski Şivan’ım. Ama benim şöyle bir düşüncem de var; komünist de olsan, farklı bir düşünceye de sahip olsan da, ülkeni ve halkını sevmelisin. Yurtsever olmalısın. Onlar bunu kabul etmiyorlardı. “Yok Lenin böyle demiş, bilmem Marx böyle demiş onun için bunu böyle yapmalısın” diye bana biçim vermeye çalışıyorlardı. Ben de onların sölediklerini kabul etmeyince sorun çıkıyordu.

RADİKAL BİR DEMOKRATIM

-Kendinizi düşünsel olarak hangi ideolojiye daha çok yakın görüyorsunuz?

Dünyada, herkesin eşit koşullarda yaşamasını savunan biriyim. Bence enternasyonalizm de, budur. Radikal bir demokrattım. Ve kendimi sosyalizm düşüncesine yakın görüyorum. Sosyalist bir Kürdistan iyidir, ama günümüzde bunun koşulları yok. Onun için insana ve çevreye önem veren demokratik bir sistemin yaratılması olanaklıdır. Zaten radikal demokrasi de, sosyalizme yakın bir sistemdir.

-“Kîne em”, “Agiri”, “Ez Xortê Kurd im” gibi parçalarda isyan ve haykırış var. Biraz da ilk yıllarda sizin kimliğinizi oluşturan parçalar… Kendinizi hala ilk yıllardaki gibi isyancı mı görüyormusunuz?

Ben değişim taraftarıyım. Bütün insanlar değişir. Ben de değişiyorum. Kürt sanatçılarınında değişmesini istiyorum. Sadece sanatlarında değil, yaşamlarında da, bir değişim yapmaları gerekiyor.

BU HALK DAVASININ MÜCADELESİNDE YORULMADIM

-‘Dünyadaki koşullar değişti. Ben de yaşlandım, yoruldum artık eskisi gibi değilim’ düşüncesi mi var?

Ben halk davasının mücadelesinde yorulmadım. Sadece günün koşullarına göre değiştim. Şunu söylemeye çalışıyorum; her dönem “Ez Xortê Kurdim bi nav û dengim“ parçasını okuyamazsın. O dönemde söylenmesi gerekiyordu. Ama şu anda farklı bir tarzda söylenmesi lazım. Ama bu benim hala isyancı olmadığım anlamına gelmiyor. Kendimi hala ilk gün gibi isyancı görüyorum. Çünkü halkım hala özgür değil, ülkem parçalanmış ve işgal altında. Ama mücadelenin rengi ve biçimi değişti. Bunu söylemeye çalışıyorum. Ben 15 yıl önce dönseydim belki bir gerilla bile olurdum. Mücadeleyi öyle devam ederdim. Bugün ise daha barışçıl bir kanalda yürütürüm. Ama isyan ruhuyla…

‘HOZANCILIK’ CİDDİ BİR SORUMLULUKTUR

-Şivan Perwer ilk çıktığı yıllarda bir elin parmağını geçmiyecek kadar sanatçı sayısı vardı. Ancak bugün, klasik, halk, pop, rap müziklerini yapan onlarca Kürt sanatçısı var. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Bizim dönemimizde koşullar çok zordu. Kürtçe şarkı söylemek ve sanat yapmak bile neredeyse imkansızdı. Bugünkü tablo ise bu büyük bir gelişmedir. Ve daha da gelişmesi için her türlü desteğin verilmesi gerekiyor. Diğer birşey de, Kürt sanatçıları arasında artık bir rekabetin olması şart. Bu Kürt müziğini daha da geliştirir.

Ancak ciddi sorunlarda var. Kürt sanat camiasında bir kimlik sorunu yaşanıyor. Bakıyorsun herkes kendisine “Hozan“ diyor. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Herkes sanatçı olabilir, şarkı söyleyebilir. Ama “Hozan“ olamaz. Çünkü “Hozan“lık ciddi bir sorumluluktur. Filozofluktur, bilim insanıdır. Toplumun öncüsüdür. Hani bugün kim bu kriterleri yerine getiriyor. Onun için herkese “Hozan“ denilmekten vazgeçilmelidir. Kürt kültür kurumları ve televizyonları bu ortamın yaratılmasına izin vermemelidirler. Biz, ancak Kant’a, Shakespaere’re, Galilei’ye, Ehmedê Xanî’ye, Feqiyê Heyran’a ve Cîgexwîn gibi isimlere “Hozan“ diyebiliriz.

KÜRT MÜZİĞİNİN PİYASASI YOK

-Günümüzde Kürt müziği ciddi bir tıkanıklığı yaşıyor. Sizce en büyük engel nedir?

Kürt müzik piyasası ve pazarı yok. Sanatçılar özgür ve rahat değiller. Onun için bu sorunlar yaşanıyor. Ülkemizin durumu değişip, özel sektör gelişirse bir düzelme olur. Şuanda herşey siyasi partilerin desteğiyle yürüyor. Böyle olunca beklenen gelişme de, sağlanmıyor. Örneğin son yıllarda Güney Kürdistan’da çeşitli imkanlara sahip bir yönetimimiz var. Onlar bile bunu şimdiye kadar başaramadılar. Onlara giden sanatçıların ellerine üç-beş kuruş sıkıştırıp, gönderiyorlar. Halbuki profesiyonel bir kurumlaşma olmalı. Bunun için fon ayrılmalı. Ihtiyacı olan sanatçılara yardım yapılmalı. O zaman sanatçılarda çok rahat sanatlarını yapabilir. Ama bu yapılmıyor. Bence yavaş yavaş bu yapılmalı artık. Özel televizyon kanalları açılmalı, özel müzik şirketleri kurulmalı. Bu hem ulusallığı geliştirir, hem de, Kürt müziğ ve sanatının önündeki engelleri ortadan kaldırır. Bütün dünyada bu böyledir.

BİZ ARAM TİGRAN’I KAYBETMEDİK

-Hayatını kaybeden Ermeni kökenli sanatçı Aram Tigran, Kürt müziği için ne gibi bir öneme sahip? Kürt müziği ne kaybetti?

Biz daha küçükken Aram Tigran’ı dinliyorduk, “Ay dil”, Îşev şev çu“ gibi parçalar... Aram Tigran, Kürt sanat ve kültür bahçesiydi. O Ermeni’ydi, Kürt’tü, Kürdisatniydi. Kürtçeyi çok seviyordu. Biz Aram’ı fiziki olarak, kaybettik. Ama Aram Tigran, yeterince Kürt müziğine zenginlikler kattı. Belki 5-10 sene daha yaşasaydı çok güzel şeyler katabilirdi. Olmadı. Ben şuna inanıyorum; gelecekteki Kürt sanatçıları da bizim kuşağımız gibi Aram Tigran’ın yaptığı besteleri seslendirecektir. Onun için biz, Aram Tigran’ı kaybetmedik.

-Şivan Perwer son 7-8 yıldır yeni bir albüm yapmadı. Bu sizin gibi bir sanatçı için çok uzun bir zaman değil mi?

Schiller, 15 yıl ortaya çıkmamış. Mozart delirdi. Ben 7-8 yıl albüm yapmadım çok mu? Ben delirmediğime şaşırıyorum. Çünkü çok ciddi sorunlar yaşadım. Onun için bir süre sessiz kalmayı seçtim. Ama bu aralar olabilir. Tabii bu süre zarfında boş kalmadım. 200 civarında beste yaptım. Hepsi de, bir birinden güzel eserler.

YENİ BİR TARZ VE YÖNTEMLE ALBÜM YAPACAĞIM

-Yeni bir albüm ne zaman...

Bu aralar biraz işlerim var. Onlar bitsin. Söylemeye başlayacağım. Çok yakında Single ve albümler yapacağım. Repertuarım oldukça zengin. Ama klasik bir tarzda olmıyacak. Sanatçı söylesin enstürmanlar arkasında çalınsın. Bu tarz eskidi Araplar ve Türkler çok kullanıyor. Bizim Kürtler de, onların taklidini yapıyor. Benim yapacağım yeni albüm, tarz ve yöntem olarak çok farklı olacak. Kürt müziğinde bir örnek olacak. Enstürmanlar ile ses iç içe olacak. Çünkü enstürmanlar, sese renk ve güç verir. Kullanılması çok önemlidir. Yapacağınız çalışmada bir Keman’ın kendi başına değeri olmalıdır. Bir Erbane, bir Kaval, kedi başına rol oynamalıdır. Piyasadakiler ne yapıyor; bir sürü enstürmanı bir birine karıştırıp, bırakıyorlar. Bu tarz artık müziği geliştirmiyor.

XANİ, TEYRAN VE ZENİKE ÜZERİNE ÇALIŞIYORUM

-Sanat yaşamınız boyunca seslendirdiğiniz bestelerin çoğunda Cîgerxwîn’in imzasını görüyoruz? Neden?

Ben boş bir insan değilim. Hiç bir zaman beste yazma ve yapma sorunum olmadı. Ama Cîgerxwîn’dan okumam, o, insanın dolu ve yurtsever biri olmasındandır. Çünkü Cîgerxwîn’in çok güzel şiirleri var. Beni cazbediyor. Ben de farklı bir duygu yaratıyor. Ölünceye kadar da, okuyacağım. Ben şu anda Ehemedê Xanî, Feqîyê Teyran ve Êvdalê Zeynikê’nin üzerinde çalışmalar yapıyorum. Çünkü halkımız hala bu filizofları iyi tanımıyor. Bunları anlatmak lazım.

DENGBEJLERİN DURUMU BİR TRAJEDİ

-Serhadın denbêjleri için neler söyleyeceksiniz?

Serhadın çok farklı sesi var; sade, net orjinal bir ses. Örneğin Şakiro başlı başına bir edebiyattır. Kürt müziğine ruh vermiştir. Öte yandan Husêno var. Bunlar bir gruptu. Çok şeyler yaptılar. Ama bu halkın sanatçıların hali ancak bu kadar olur. Şakiro, sefalet içinde öldü. Acı bir durum. Yine Mihemed Arif Cizrewî, az mı? Kim diyebilir Hesen Cizrewî iyi söylemiyordu? Kimse bunu söyleyemez. Bugün ise kimse Hesen Cizrewî’nin mezarı nerede olduğunu bilmiyor. Zaxo’da mezarlığa gittik. “Hangisi Hesen Cizrewî’nin mezarıdır?” diye sorduk, kimse bilmiyor. Ama onun yaptığı şarkıları hangi sanatçı okuyorsa ünleniyor, ses yapıyor. Bu insanın yaptığı “Koçere”, Kevokim” parçaları hala dillerde destan... Biz ise onun mezarının nerede olduğunu bile bilmiyoruz. Bu çok büyük bir trajedidir.

-Geleneksel Kürt müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim gelenek ve klasiklerimizde birçok çeşit var. Çaresizliğin, sürgünün, acıların ve mutluluğu dile getiren çok sayıda Kürt klasikler var. Bunun yanında klasik ve geleneksel müzikte, isyanlar ve kahramanlıklarda dile getirilmiş. Çok güzel ve gizemli şeyler. Ben de birçok parçayı seslendirdim.

-Bu sanatçılardan en çok kimleri dinliyorsunuz?

Mehmed Cizrewî, Hesen Cizrewî, Kawîs Axa, Meryem Xan, Ayibê Êlîkê, Sofîyê Surucî ve babamı. Daha benzer birçok isim sayabiliriz.

GENÇLERİN SESİ GÜZEL AMA TAKTLİT VAR

Şu andaki sanatçılardan…

Birçoğunu deniyorum, güzel sesler var. Ancak beni doyurmuyorlar. Bence birçoğu sesini popülist olmak için kullanıyor. Yeterince sanat yapmadıklarına inanıyorum. Sanat ve müzik üzerinde araştırmalar yapmıyorlar. Kendilerini geliştirmiyorlar.

-Müzik ve sanat ruhunun olmadığını mı söylüyorsunuz?

Evet yok. Ya da bunu çarpık kullanıyorlar. Kendilerinden bir değişim yapmaları lazım. Gençlerin sesi güzel, ama Türkçe, Arapça ve Farsça’nın etkisinde çok kalıyorlar. Taklit var, müziklerinde arabeksin kokusu geliyor. Hele o yeni çıkan bazıları var. Tam arabesk söylüyorlar. Kürt müziğiyle alası yok. Feyruz ve Ümmü Gülsüm’un kopyası. Bir de bunu bize Kürt müziği diye dayatıyorlar.

-Feyruz ve Ümmü Gülsüm’ün müziğini nasıl görüyorsunuz?

Onlar çok büyük sanatçı. Kendi piyasalarında yerleri doldurulmıyacak derecede sanatçılar. Ama Arap müziğini yapıyorlar. Başka bir müzik yapmıyorlar ki. Şimdi sen gidip, onların taklidini yaparak, Kürtçe söylersen olmaz. Bozarsın... Benim kızdığım nokta bu.

-Şivan Perwer hangi müzik türlerinden hoşlanır...

Dünya klasiklerini dinliyorum. Enstrümental müzikleri seviyorum. Ama hangi tür olursa olsun ben severek dinliyorum. Ancak sesin etkileyci olması gerekiyor. Sade, net ve makamında, duygularla söylenmesi lazım. Benim kriterim bu.

ARTIK ULUSLAR ARASI PROJELERDE YER ALMAK İSTİYORUZ

-Geçmişte Kardeş Türküler ile daha çok ritmik ağırlıklı bir Roj û Heyv isimli ortak albüm çalışması oldu. Ancak o devam etmedi. Önümüzdeki dönemde gerek aynı grup olsun, gerekse farklı isimlerle benzer projeler olacak mı?

Kardeş Türküler hoş ve kaliteli müzik yapan bir topluluktur. O zamanlar, böyle bir çalışma için benden rica ettiler. Ben de, kabul ettim. Ancak benim istediğim bir çalışma olmadı. Bunun nedenleri de, bir arada olamamamızdı. Benim oraya gitme olanağım yoktu. Büyük bir stüdyo olmadığı için de, bütün grubu buraya getirip, birlikte çalışmadık. Gönlüm isterdiki birlikte çalışalım. Oma olmadı. Onun için seslerde bazı uyuşma sorunları oldu. Proje ve çalışma tamamen Kardeş Türküleri’ndi. Yine de, güzel bir çalışmaydı. Ama gönlümce olmadı. Gelecek için benzer planlarımız var. Ancak bunlar yerel ve mahali değil. Artık uluslararası alanda bazı projelerde yer almak istiyoruz. Dünyada isim yapmış sanatçılarla çalışma gibi bir planımız var. Bu noktada ileride bazı somut girişimlerimiz olacak.

STİNG İLE KONSER VERMEK İSTİYORUM

-Hangi isimlerle...

Kafama çok sayıda sanatçı var. Örneğin, Bono, Peter Gabriel, Sting gibi sanatçıların yanı sıra Amerika ve Avrupa’da bazı gruplar da var. Duet olmak üzere birlikte konserler vermek istiyorum.

BİNLERCE BESTE YAPTIM

-Şimdiye kadar kaç beste yaptığınızı hatırlıyor musunuz?

Binlerce beste yaptım. Halen arşivimde olup okumadığım bir sürü beste var. Bunların hepsinin bendeki anlamları çok büyüktür. Ama en çok etkilendiğim ve hala aklıma geldiği zaman heyecanlandığım stran; “Hevalê bar giranim, hozanê Kurdistanim” ve “Hozanim Hozan.” Bu iki stran kalbimde yaşıyor. Onlarda hasasiyetlerim, duygularım var.

-Sanat hayatınız boyunca kaç konser verdiğinize dair bir istatik var mı?

Böyle bir istatistik yok. Ama binlerce konser verdiğimi söyleyebilirim. Bazen ay oluyor 10 konser veriyorum. Avrupa’da çıkmadığım salon kalmadı. Amerika, Kanada, Avusturya ve Asya’da da çok konser verdim. Kürtler dışında çok yabancı konserlere de, çıkıyorum.

BENİM ARKAMDA KİMSE YOK, YALNIZIM

-Kuzey Afrikalı Şeb Hiznî, Şeb Halid başta olmak üzere benzer sanatçılar, dünya müzikseverleri tarafından zevkle dinleniliyor. Kürt sanatçılar ise seslerini dünyaya duyuramıyorlar. Örneğin en popüleri sizsiniz ve 34 yıldır Avrupa’da yaşamanıza rağmen ulaştığnız yabancı kitle çok sınırlı! Bunun nedenleri nellerdir?

Bunun çok nedeni var. 1- Biz Kürtlerin bir devleti yok. 2- Çağdaş ve modern dünyada halk olarak kabul edilmiş değiliz. Arapların 25 devleti var. Dünyada güçlü bir lobi ve diplomasisi var. İmkanları çok. Bu sanatçıların arkasında Arap zenginleri var. Konserler düzenliyorlar, olanak yaratıyorlar. Bunlar üzerlerinde siyasi bir baskı olmadığı gibi, dilediklerince yaşıyorlar. Tabiki bütün dünyada tanınacaklar. Ya biz Kürtlerin neyi var? Ama yine de bütün bu olanaksızlıklara rağmen ben de, uluslararası arenada müzik yapıyorum. Dünya halklarına konserler veriyorum. Üzerime düşeni yapıyorum. Hem de fazlasıyla. Ama benim arkamda kimse yok, yanlızım.

KÜRT PARTİ VE KURUMLARINA SESLENİYORUM

-Kendinizi sahipsiz mi görüyorsunuz?

Evet sahipsizim. Arkamda kimse yok. Ben bu halde olduktan sonra diğer gariban Kürt sanatçıları ne yapsın? Burada Kürt partilerine ve kurumlarına sesleniyorum; Kürt sanatçılarına destek verin, sahip çıkın. Biz sizin sessiniziz.

BANA İHANET ETTİLER

-Türkiye'de Tarkan, Sertap Erener vb. sanatçıların gelişiminde Sezen Aksu’nun rolünün belirleyici olduğunu biliyoruz. Yeni Kürt sanatçıların ortaya çıkması için Şivan Perwer, üzerine düşen görevi ne kadar yerine getiriyor?

Benim ile onların koşulları bir değil. Onların devleti var, kurumları var ve ön önemlisi de büyük müzik pazarları var. Ya bizim? Ben bir konsere çıkmak için 5 bin Euro istediğim zaman arkamda kırk laf söylüyorlar. Bana bunu yapan Kürtler, Sezen Aksu’yu getirtip, 50 bin euro veriyorlar. Bir de, bir sürü övgü diziyorlar. Hal böyle olunca konserler de verirler, arkalarına 10 vokalist de alırlar. Eğitip, sanatçı da yaparlar. Beste de verirler. Bütün bu imkansızlıklara rağmen Şivan Perwer’in bir gerçekliği var. Ben bütün Kürt sanatçıların üzerinde etki bıraktım. Okulumdan geçmeyen sanatçı yoktur. Aylarca, senelerce emek verdiklerim, gidip beni inkar ettiler. Bana ihanet ettiler. Mehmed Arif Cizirewî ve Hesen Cizirewî daha hayattayken ben, “sanatı bunlardan öğrendim” dedim. Mehmed Arif Cizirewî de, bunu duydu ve şöyle birşey söyledi: “Ben Xezalê’yi okudum. Ama Şivan benden daha iyi okudu.” Mehmed Arif Cizirewî bununla küçük düşmedi, tam tersi büyüdü. Bugün birçok Kürt sanatçı benden atkilendiği halde gidip, “Ben İbo’dan ( İbrahim Tatlises) etkilendim” diyorlar. İbo ise Kürt sanat düşmanlığını yapıyor. Bana bu ihaneti de yaptılar.

-Öfkelisiniz...

Evet, çünkü çok acıttılar. Doğru söylemiyorlar. Ben kimseden övülmeyi beklemiyorum. Sadece gerçeği söylemelerini istiyorum. Kürt sanatçılarına yeterince verdiğimi düşünüyorum. Bugün, 100 Kürt sanatçısı varsa bunun en az 50 tanesi benden etkilenmiştir. Sesimi taklit ederek, büyümüşlerdir.

-Bir gerçek de var; bire bir kimseyi eğitmediğiniz...

-Evet. Ama olanaklarımız el vermiyordu. Yıllarca bir yerimiz bile yoktu. Şu anda bu tür planlarımız var. Yeni kurduğumuz vakıfta bu yönlü çalışmalar yapacağız.

-Şivan Perwer müziğini hangi katagoride görüyor, bir tanımlaması var mı?

Şivan Perwer’in özgün tarzı var. Herhangi bir kategoriyle sınırlandıramayız. Klasik de söylüyorum, modern de. Pop, rap da söylüyorum. Kürt motifleri de var. Bu kendime özgü bir sentezdir.

MİCHAEL JACKSON SON YILLARDA İYİ ŞEYLER YAPMADI

-Michael Jackson’ın ölümü sizi nasıl etkiledi? Şöhret ile yalnızlık, geride kalan yakınlarının miras kavgasına başlaması... Şivan, geride ne bıraktı, ne bırakacak?

Michael Jackson, pop müziğinde bir ekoldu. Çok şey bıraktı. O Amerikalı bir sanatçıydı. Ordan çıkmıştı, bütün dünya onu tanıyordu. Çıktığı her konserde en az 1 milyon dolar ücret alıyordu. Ben sömürülen bir halkın sanatçısıyım. Ekonomik olarak, bırakacağım hiç birşey yok. Ben giderken geride sadece sanatımı ve müziğimi bırakabilirim. Ama Michael Jackson yaşamının son yıllarında iyi şeyler yapmadı. Bu konuda iyi şeyler bırakmadı. Kendini beyazlatmaya çalıştı. Niye siyahlar kötü mü? Bence insanlar kendi renkleriyle güzeldir. Estetik yapa yapa kendini öldürdü. Ondan sonra ben neden eskisi gibi değilim gibi sitemler etmeye başladı. Ölüme gelince kesinlikle korkmuyorum. Hepimizin sonu ölümdür. Bugün olmasa, yarın mutlaka olacaktır. Ama insan hayattayken de, yaşam için yaşamalıdır.

-34 yıla yakın bir süredir sürgünde yaşıyorsunuz? Geriye dönüp baktığınızda sürgünün getirileri ve götürüleri noktasınde ne söyleyeceksiniz?

Ben birileri gibi, “Ülkemde değilim. Onun için sanatımı iyi yapamıyorum” diye yakınmıyorum. Bu anlayış acizliktir. Dünyanın neresinde olursam olayım, sanatımı ve müziğimi yaparım. Tek derdim var; bunu nasıl korkusuz ve özgürce yapabilirim. Tabiki ülkemde, halkımın arasında olsaydım çok iyi olurdu. Ama Avrupa’da da oluşum bir dezavantaj değil. Halkları tanıdım, falklı ülkelerin kültürlerini tanıdım. Dünyayı tanıdım. Bir sürü dil öğrendim. Onun için sürgünde yaşamı bir avantaja dönüştürdüm.

TRT ŞEŞ’İ BÜYÜTMEMEK GEREKİYOR

-Devletin açtığı TRT Şeş isimli Kürtçe kanalı, 7 aydır yayında. Bu kanal için ne diyeceksiniz?

Devletin arşivini Kürtçe’ye çevirerek, yayın yapan sıradan bir kanaldır. Bu adım ne bizim kurtuluşumuz ne de ulaşmak istediğmiz bir adımdır. Büyütmemek gerek. Çünkü yıllardır Kürt dilini yasakladılar. Şimdi de televizyon açtılar. Halkına ‘bak Kürtçe diye bir dil var’ diyorlar. Bu onların milliyetçi devlet ideolojisinde bir kırılmadır, geri adımdır. İyi bir gelişmedir aynı zamanda. Ama Kürtler sadece buna umut bağlamamalı. Kürtlerle konuşulmadan atılan adımlar ciddi bir şey getirmez. Kürtlerin dili resmileşmeli, siyaseti serbest olmalı. En önemliside Kürtler özgürleşmelidir. Kürt kültürü tamamen özgür olmalı ve anayasal bir güvenceye kavuşturulmalı. 85 yıldır sistematik olarak halkımıza asimilasyonu dayattılar. Ve bu şekilde kültürümüzde büyük tahribatlar yaptılar. İlk önce bunu tesbit edip bu zararları kısmen dahi olsa gidermek için ciddi projeler sunmalılar. Kürtler bunu istiyor. Biz bunu istiyoruz.

-Türkiye’de son dönemlerde Kürt sorunun çözümü etrafında ciddi tartışmalar yapılıyor. 34 yıldır sürgünde yaşayan ve bu sorunun en büyük mağdurlardan biri olan Şivan Perwer, bu tartışmaları nasıl değerlendiriyor?

Tabii bu konuda söylenecek çok şey var. Ama genel olarak barışın gelmesi için yapılan tartışmalar sevindirici. Umarım herkes bu sürece ciddi ve sorumlu yaklaşır. Kürt sorun barışçıl bir şekilde çözümlenir. Dünyada her özgür halkın hakkı neyse Türkiye’deki Kürtlererin hakları da onlardan aşağı olmamalı. Bu şekilde meseleye yaklaşıldı mı, Türkiye’deki bütün insanları mutlu etmek mümkün.

EN BÜYÜK HAYALİM KÜRDİSTAN’A DÖNÜŞTÜR

-Şivan Perwer’in en büyük hayali nedir?

Benim en büyük hayalim; Kürdistan’a dönüştür.

Peki ne zaman dönmeyi düşünüyorsunuz?

Şu anda net birşey yok. Herşey önümüzdeki süreçte belli olacak.

ERTUĞRUL GÜNAY GÖRÜŞMEK İSTEDİ

-Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, geçtiğimiz günlerde, ‘Şivan Perwer’in dönmesini istiyoruz. Fırsat bulursam gidip görüşeceğim’ diye bir açıklaması oldu. Böyle bir görüşme oldu mu?

Ertuğrul Günay, birçok gez görüşmek istedi. Ancak bir bir türlü görüşme gerçekleşmedi. Aldığımız duyumlara göre, Recep T. Erdoğan da, dönmemi çok istiyormuş. Ancak ben gidersem kendi öz irademle gitmek istiyorum. Ne devletin ne de herhangi bir kesimin çağrısı ya da etkisi altında gitmek istemiyorum. Siyasi bir malzeme olmam. 34 yıldır sürgündeyim. Ve Şivan Perwer, olarak gitmek istiyorum...

AVRUPA’DAN DİYARBAKIR’A BARIŞ KONSERLERİ PROJESİ

-Sizin Avrupa’dan başlayıp Diyarbakır’da son bulacak bir barış konserleri projenizin olduğunu duyduk. Var mı böyle bir projeniz, varsa takvimi nasıl işleyecek?

Evet, böyle bir proje tasarımız var. Bir kaç aydır üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tabi sorun yaşanmazsa, gerçekleşir. Çok büyük bir proje, aynı zamanda barış için bir adım olacak. Daha çok Türkiye kamuoyunda barış atmosferinin gerçekleşmesine yönelik sanatçı insiyatifli bir projedir. Müziğin evrensel bir dili var ve herkesime seslenmektedir. Dolayısıyla halk kitleleri üzerine büyük bir etkisi vardır. Amacımız, birçok uluslararası sanatçı ve şahsiyeti bu projeye katmaktır. İçinde sanatçı ve aydınlar başta olmak üzere devlet başkanları ve birçok siyasi şahsiyet de olabilir. Eğer bir dönüşümüz olacaksa bunu bütün dünya duymalı. 34 yıldır, sürgünde bir esareti yaşıyorum. Az bir zaman değil, bir ömür. Gidişim de ona göre olmalı. Bunun yanı sıra dönüşüm barışa hizmet edecekse bu beni daha çok mutlu eder.

-Peki bu projenizde kimler var?

Peter Gabriel, Joan Baez gibi dünyaca ünlü isimlerin aralarında bulunduğu kalabalık bir sanatçı çopluluğu ile görüşerek onların bu projeye katkı sunmaları için çeşitli girişimlerimiz var. Bu projenin zamanı, biçimi noktasında daha bir tarih netleştirmedik. Bütün bunlar netleştiğinde Kürt parti, kurum ve kuruluşlarının da görüşlerini alacağız. Tabi Türkiye’ye gideceğimiz için devlete de, bildireceğiz. Sanırım ondan sonra projemizin startını veririz. Bunu da bir basın toplantısıyla herkese açıklayacağız.




Ali Güler ANF


Etiketler :
Anasayfa   Yorum Yaz  Yazdır  Yukarı   Bu Haberi Sayfanıza Ekleyin!

Yorumlar (1)
urfali 1:38:00 PM


sivan perver de urfaliydi urfalilara nasil qesmer der.isteyen herkes urfada kurtce konusur soyler tatlises de seyfettin sucu da soylemistir.arada tek fark vardir onlar bayragina milletine saldirmadilar ama perver'in saldirdi.ayrica trt 6 de neden agiz degistirdi madem dava admıysa hainlik kusan canavarlar.

Kars Bora Gazetesi Kars Denge Gazetesi Kars Denge Gazetesi
Kars Halk Gazetesi Kars Hüryurt Gazetesi Kars Postası Gazetesi
Serhat Kars Gazetesi Kars Ölçek Gazetesi Kars Önder Gazetesi
Radyo Serhat