Kürt
müziğinin yasaklı sesi Şivan Perwer, her ne kadar son dönemlerde TRT
şeş’in açılışıyla gündeme geldisye de o, 30 yıldan fazladır, Kürt,
Türk, Arap ve Fars’lıların kulağında... Uzun yıllardan beri sürgünde
yaşayan sanatçı, 35 yıl önce Ankara’da söylediği ‘Ka Welatê min ka
Kurdistan min ka’ ruhu ve çığlığını taşıdığını belirterek, ”Dünyaca
ünlü sanatçılarla Diyarbakır’da konser vermek istiyorum” diyor. Siyasi
malzeme olmak istemediğini ifade eden sanatçı, “Şivan Perwer, olarak
gitmek istiyorum” diye ekliyor.
Şivan Perwer, 34 yıldır
yaşadığı Avrupa ülkelerinde de kök salmış, sanat çevreleriyle haşir
neşir olmuş bir isim. Kürtçe anlamayanların bile dinlediği bir ses o…
Biz de, o sesi daha yakında duymak için Bonn’da bulunan Şivan Perwer
Uluslararası Sanat Vakfı’na gidiyoruz. Kapıda karşılıyor. Her tarafı
müzik ve kültür kokan binada başlıyoruz, sohpetimize... İlk günden
bugüne, Derwêşê Evdî ile Edûlê’nin aşkına mekanlık yapmış Qerejdağ’dan
yayılan mistik havanın içinde, dengbêjler arasında geçen çocukluğundan
ellili yaşlarını yaşadığı bugünlere dek, tüm hayatını sorduk, o da
anlattı. Türkiye’ye ve doğduğu topraklara ne zaman gidecek?
Hazırlıklarına başladığı hayatının en büyük projesini ilk kez ANF’ye
anlattı.
Konuşurken bazen öfkelendi; bazen başarının kızıl
gülümsemesi, bazen hüznün sarısı yayıldı Kürdi yüzüne. 34 yıldır
sürgünde yaşadığı esaret hayatını bir avantaja dönüştürdüğünü
vurgulamadan geçmeyen Şivan Perwer, Kürtlerin Türk sanatçılara
fazlasıyla değer vermesinden yakınıyor. Türkçe müzik yapan Kürt
sanatçılarını “Qaşmerlikle“ eleştiriyor. Ve bomba etkisi yaratan ilk
Ankara konserini anlatırken gururla dalıp, o yılara geri gidiyor
gözleri. Bir ara duraklıyor. Ve ekliyor: “Ben ilk olarak, Ankara’da
bağırdım; ‘Ka Welatê min ka Kurdistana min ka’ diye...”
Şivan
Perwer, Aram Tigran’ın ölümünün Kürt müziği için bir kayıp olduğunu
belirtiyor, “O kürt müziği için bir hazineydi” diyor. Dünya pop müziğin
kralı Michael Jackson’ın kendini beyazlaştırmasına anlam veremediğini
söyleyerek, eleştirilerde bulunuyor.
Konuşmasında değişimden
yana olduğunu da söyleyen Şivan, şunu eklemeyi de, unutmuyor: “Kendimi
hala ilk günkü gibi isyancı görüyorum.” Önümüzdeki günlerde, doğduğu
topraklara gitmek istiyor Şivan Perwer, ama ne zaman ve nasıl? Sanatçı
Şivan Perwer ile söyleyişi...
QEREJDAĞ’DAN YÜKSELEN MİRAS
-Şivan Perwer ailede müzikle ilgilenen ilk kişi mi?
Babam
ve dayım müzikle ilgileniyordu. Müziğe önem veren bir aileydi. Evimize
sürekli denbêjler gelir, gece yarılarına kadar söylerlerdi. Ben böyle
bir ailede büyüdüm. Ancak ulusal ve uluslararası alanda isim yapan bir
tek benim.
-Müzisyen bir aile…
Müzik,
onların tiyatrosu, eğlencesi, üzüntüleri ve yaşantısıydı. Bizim orada,
Delalê dengbêjliği vardı. Qerejdağ, Milan ve Şêxan bölgesinin
destanları söyleniliyordu:
“Delalê ez ê qerejdaxa şewitî
bi şewite bi hoze nava gerdanê
min rebenê tu jî zîv û zêrî alduzê …”
Qerejdağ’da
yükselen bu mısraların hissi ve o havanın romantizmi bizim oraları
etkisine alıyordu. Delal, destan, serpêhatî gibi müzikler, halkımız
arasında okunan parçalardı. Tarihi bir kültür vardı, kültürel ve çağdaş
yaşamı dile getirilen bir sanat ruhu hakimdi. Öbür taraftan da,
hikayeler okunuyordu. Stranlar eşliğinde okunan hikayeler… Derwêşê Evdî
destanı da, bunlardan bir tanesiydi. Yine bizim oralarda Şêxler vardı.
Köylere gelip, def eşliğinde söylerlerdi. “Şêx geldi“ denildi mi,
herkes heyecanlanırdı. Aşıklar vardı, destanlar söylerlerdi. Ayibê
Elike isminde biri vardı. 10 saat oturur, durmadan söylerdi. Bunlar
halkın eğlencesiydi. Mesela ben hala Ayibê Êlîkê kadar Mem û Zîn,
Sîyabend û Xecê, Êyşana Îbê ve Êrebê, parçalarını güzel söyleyen
birisini görmedim. Seydikê Seydo gibi kahramanlık destanlarını söyleyen
çıkmamıştır. Derwêşê Evdî, Xelîlê Xwarzî, Çemîlê Çeto, gibi parçalar…
Küçükken bunların yanında oturur, dinlerdim. Orlarla büyüdüm. Bana
göre, Ayîbê Êlîkê, Seydîkê Seydo, Kürt edebiyatın, sanatın ve müziğin
isimsiz kahramanlarıdır.
BEN ONLARLA BÜYÜDÜM
-Bu sesler neden kendi bölgelerin dışında duyulmadı?
Seslerini
duyuracak imkan bulamadılar ki. Sömürülen bir ülkede doğmaları, sanata
ve müziğe değer verilmediği bir coğrafyada yaşamalarından dolayı isim
yapamadılar. Onun için diyorum; Ayibê Êlîkê ve Seydîkê Seydo, isimsiz
bir kahramandı.
-Repertuarınızda bu isimlere ait eserler bulunuyor mu?
Kesinlikle
bulunuyor. Hazinemde her birisinden bir parça var. Ben orlarla büyüdüm.
Onların yanında bu dili öğrendim. Bu kadar sade ve güzel konuşmamı
onlara borçluyum.
-Müzik alt yapınız buradan mı geliyor?
Bu
isimler, sanat alt yapımı güçlendirdiler. Kültürümü ve sanatımı
renklendirdiler. Onun için onlara teşekkürlerimi sunuyorum. Ama ne
yazki; onların ismi dillendirilmedi. Sanatları yetenekleri yazılıp,
kitaplaştırılmadı. Onlardan yaralanmadık, zenginliklerini kendileriyle
götürdüler. Bu Kürt kültürü için çok büyük bir kayıp oldu.
YETENEKLER KÜÇÜKKEN BELLİ OLUR
-İlk
olarak, siz mi sesinizin büyüsünü keşfettiniz, yoksa birileri mi size
“Şivan sesin çok güzel. Sanatçı olmalısın“ diye teşfik etti...
Bence
insanların yetenekleri küçüklükten belli olur. Bende de, biraz böyle
oldu. Bu da çevrenin dikkatini çekiyordu. Şarkıları çok seviyordum.
Nereye gittiysem söylüyordum. Zamanımı boş geçirmiyordum. Arkadaşlarım
kahveye gider, ya da farklı işler yaparken, ben eve gider, şarkı
söylüyordum. Yada tek başına bahçeye gider, saz çalıp, beste yapardım.
Buda insanların hoşuna gidiyordu. Beni seviyorlardı.
-Sinizkisi nasıl bir çocukluktu?
Köyde
arkadaşlarımla aram çok iyiyidi, herkes beni seviyordu. Çalışkan bir
çocuktum. Müzik ve sanat dışında köyde sürekli kafamı karıştıran farklı
şeylerde vardı. Bazı köylülerin çok zengin bazıların ise çok yoksul
olmasına anlam veremiyordum. Ağa ve beglerin köylüleri olan yaklaşımını
kabullenemiyordum. Kendi kendime sürekli soruyordum; “Biz Kürdüz neden
Türtçe eğitim görüyoruz?“ Bunlar kafamı karışıtıyordu.
AĞA, BEG VE ŞEXLER KÜRDİSTAN DÜŞMANIYDI
-Sonraki yıllarda ağa ve beglere kaşı yaptığınız besteler, o yıllarda kalan bir öfkenin dışa vurması mıydı?
Ağa,
beg ve Şêxlerin insanlara yaptığı zoruma gidiyordu. Felsefeleri bana
yalan ve sahte geliyordu. Herşey çıkarlar üzerine kurulmuştu. Devlet
halka zulüm ederken, bunlar da, destekcisi oluyordu. Bu kesimler,
Kürtlüğün, Kürdistan’ın düşmanıydı. Bunları gördükçe öfkem daha da,
büyüyordu. Onun için ilk şarkı söylemeye başladığımda bu kesimlere
karşı besteler yaptım:
“Min dît şex ji wir de hat ser şaşikê,
bi cube yê xwe kir heyva hilat şewqa xwe tune ye, destê xwe vedigire bi
gazin û selat, ji xelkê wetrê rast, helbûkî bingeh tuneye…”
-Şivan Perwer profesyonel olarak ne zaman müziğe başladı?
Boş
ve düz bir araziye çeşit çeşit ağaçlar, diktiğiniz zaman onlar, yavaş
yavaş büyür, dal verip, gelişirler. Bunun sonucunda kocaman bir bahçe
ve orman oluşur. Bende de, böyle oldu. Müziğe aniden başlamadım. Yavaş
yavaş ağaçlar dikerek, bugüne geldim. Bende, müzik ve sanat bir ağaç
misali gibi yavaş yavaş büyüyerek gelişti.
-Sanatınızı bir bahçe olarak mı görüyorsunuz?
Evet,
kendimi öyle görüyorum. Yaşam için bütün ağaçlar gerekli. Çünkü her
ağacın meyvesi ayrıdır. Rengi, tadı… Bu stranlar için de geçerli.
Örneğin Derwêşê Êvdî stranının rengi ile Xezalê stranın rengi bir
değildir. Tadları farklıdır.
ANKARA’DAKİ KONSER MUHTEŞEMDİ
-İlk konserinizi hangi tarihte verdiniz? O günlere ilişkin bir kaç anınızı paylaşır mı sınız?
O
yıllarda, Kürdistan’da konser vermek gibi bir olanağımız yoktu. Ya da,
konser düzenleyecek kimse yoktu. Bir elin parmağını geçmeyecek sayıda
yurtever vardı. Onlar da İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’daydılar. Yada
cezaevinde. Bütün müzik pazarı Türkçeydi. O dönemde çıkan bütün
sanatçılar da, Türkçe söylüyordu. Çünkü para, şöhret ve rahatlık
oradaydı. Onun için bizim Kürtçe konser verme durumumuz yoktu. Ama buna
rağmen yine Kürtçe müzik yapıyordum. İlk konserimi lisede verdim. Yıl
sonu kutlamalarında çıkıp söylüyordum. O zamanlar İbrahim Tatlises,
Seyfettin Sucu, benzeri isimler de, vardı. Onlar Türkçe, ben de, Kürtçe
söylüyordum. Kürtçe söylediğim için okulda polisin baskısına maruz
kalıyordum. Polislerle kovalamaca oynuyorduk. Ama bomba olup patladığım
konser Ankara’daki konserdi. Mühteşem bir geceydi.
O URFALILAR “QEŞMERLİK” YAPTI
-Bu isimler farklı kulvarlarda yürüdü. Siz ise daha zorlu ve çetin bir yolu seçtiniz... Neden?
O
Urfalı’ların seçtiği yolda şöhret, para ve bireysel kurtuluş vardı.
Kürt olmalarına rağmen Türkçe söylediler. Qaşmerlik yaptılar. Aslında
koyun postunu giymiş birer kurttular, onlar. Kendi dillerine ihanet
ettiler. Bu durumları ruhumu acıtıyordu. Onun için her zaman onlardan
ayrıydım. Bana göre onlar acınacak bir durumdalar.
İLK DEFA ANKARA’DA ‘KA KURDİSTANA MİN’ DEDİM
-Ankara’daki konserde neler oldu? Bu nasıl bir patlamaydı?
Daha
önce Urfa, Adana ve Mersin’de de konserler vermiştim ama 1975 yılında
Ankara’da verdiğim konserde patladım. Burada, ilk defa “Ka Welatê min
ka Kurdistana mın ka “, “Xezalê“, “Êyşana Elî“ gibi parçaları söyledim.
Yurtseverlik şarkılarıydı bunlar. İlk olarak, Ankara’da “Ka Welatê mın
ka Kurdistana mın ka“ diye bağırdım. Çünkü öfkeliydim. Mele Mustafa
Berzani hareketi tasfiye olmuştu. Biz Kürdistan kurulacak diye
beklerken, isyan bastırılmıştı. İçimiz sızlıyordu. Bağırmak istiyordum.
Benden önce Atakan Çelik diye biri sahne aldı. Seyircilerin “Kürtçe
söyle“ baskılarına dayanmayıp, “Way way xezalê...“ deyip ondan sonra
Türkçe devam etti. Ondan sonra ben çıktım. Ve tabi söyledim...
Konserden sonra polis baskın yaptı. Birçok kişi gözaltına alındı. Beni
istiyordu. Ama arkadaşlar ele vermedi.
-Avrupa’ya çıkmanıza sebep olan bu konserde yaşananlar mıydı?
Bu
konserden sonra Doğubeyazıt, Urfa, Erzurum gibi illerde birçok
konserler verdim. Ancak bu tarihte bir kere Avrupa’ya çıktım. Ama
dayanamadım, tekrar geri döndüm. Döndüğüm sıralarda arkadaşlar,
Ortadoğu Üniversitesinde bir konser düzenlemişlerdi. O konserlerden
sonra ben iyiyce tanındım. Onun için artık rahat bırakmıyorlardı.
Yasaklı duruma düştüğüm için Suriye üzerinden Avrupa’ya geldim.
37 YILDIR SAKLADIĞI BAĞLAMA
-Avrupa’ya gelince kendinizle birlikte ne getirdiniz?
Sadece bağlamamı getirdim.
-Ne oldu o bağlamaya...
O
bağlama, 37 yıldır bende. İsmi de, “kraliçe.” “Bağlamaların kraliçesi.”
Benim en değerli arkadaşımdır. Hangi enstürmanı çalarsam, çalayım
bağlamanın tadını alamıyorum. Bağlamanın anlamı benim için çok
büyüktür. Orada halkımın acılarını ve yaşamını görüyorum. Onun için ona
“kalbimin kraliçesi” diyorum. Birgün Diyarbakır’da konser versem ilk
olarak, bu bağlamamla çıkacağım. Çünkü ben bunla oradan çıktım, onunla
dönceğim.
-Avrupa’ya geldiğinizde ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Avrupa’ya
geldiğim dönemde yavaş yavaş Kürt siyasi hareketleri olgunlaşmıştı.
Kürt özgürlük mücadelenin sinyalleri vardı. Bu gelişmelere rağmen
birçok siyasi parti arasında da, görüş çatışmaları söz konusuydu. Ben
de bu çatışmanın ortasına düştüm. Herkes beni kendi yanına çekmeye
çalışıyordu. Ben ise hepsine aynı mesafede yaklaşmak istiyordum. Onun
için; “Hevalê bar giran im, hevalê şoreşvan im, endamê Kurdistanım... “
parçasını söyledim. Uusal davranmaya özen gösteriyordum. Bu büyüktür,
bu küçüktür gibi farklılıklarım yoktu.
-Koma Berxwedan’ın kuruluş çalışmalarınızda da yer aldınız…
Evet,
Koma Berxwêdan’nın ilk yıllarında da yer aldım. Çalışmalarımız oldu.
Birçok arkadaş getirdik. Sefkan, Mizgîn, Seyîdxan, Zozan ve Çîya’ydı.
Sefkan ile birlikte bir yıl çalıştık. Çok değerli bir insandı. Beste
yapıyordu, resim çiziyordu. Çalışkandı biriydi.
EN SEVDİĞİ ALBÜMÜ
-Şimdiye
kadar çok sayıda albüm yaptınız. En çok hangisini beğeniyorsunuz? ‘Bu
albüm tam istediğim gibi olmuş” dediğiniz biri var mı?
“Hevalê
bar giran im” albümünü çok seviyorum. Çünkü o zaman Avrupa’ya yeni
gelmiştim. Çok kötü koşullar altında yaşıyordum. Kimseyi doğru dürüst
tanımıyordum. Buradaki Kürt örgütleri bir birileriyle didişiyordu. Türk
sol görgütleri beni “ilkel milletçi”likle suçlayıp, zaman zaman
sahneden indiriyorlardı. Bir yandan da kendimi kanıtlama mücadelesini
veriyordum.
-İlk albümlerinizde Marxizm ve sosyalizmi öven bir çok parça var…
Evet,
çok güzel parçalardı. Ben onları büyük bir zevkle okudum. Bugün hala
eski Şivan’ım. Ama benim şöyle bir düşüncem de var; komünist de olsan,
farklı bir düşünceye de sahip olsan da, ülkeni ve halkını sevmelisin.
Yurtsever olmalısın. Onlar bunu kabul etmiyorlardı. “Yok Lenin böyle
demiş, bilmem Marx böyle demiş onun için bunu böyle yapmalısın” diye
bana biçim vermeye çalışıyorlardı. Ben de onların sölediklerini kabul
etmeyince sorun çıkıyordu.
RADİKAL BİR DEMOKRATIM
-Kendinizi düşünsel olarak hangi ideolojiye daha çok yakın görüyorsunuz?
Dünyada,
herkesin eşit koşullarda yaşamasını savunan biriyim. Bence
enternasyonalizm de, budur. Radikal bir demokrattım. Ve kendimi
sosyalizm düşüncesine yakın görüyorum. Sosyalist bir Kürdistan iyidir,
ama günümüzde bunun koşulları yok. Onun için insana ve çevreye önem
veren demokratik bir sistemin yaratılması olanaklıdır. Zaten radikal
demokrasi de, sosyalizme yakın bir sistemdir.
-“Kîne
em”, “Agiri”, “Ez Xortê Kurd im” gibi parçalarda isyan ve haykırış var.
Biraz da ilk yıllarda sizin kimliğinizi oluşturan parçalar… Kendinizi
hala ilk yıllardaki gibi isyancı mı görüyormusunuz?
Ben
değişim taraftarıyım. Bütün insanlar değişir. Ben de değişiyorum. Kürt
sanatçılarınında değişmesini istiyorum. Sadece sanatlarında değil,
yaşamlarında da, bir değişim yapmaları gerekiyor.
BU HALK DAVASININ MÜCADELESİNDE YORULMADIM
-‘Dünyadaki koşullar değişti. Ben de yaşlandım, yoruldum artık eskisi gibi değilim’ düşüncesi mi var?
Ben
halk davasının mücadelesinde yorulmadım. Sadece günün koşullarına göre
değiştim. Şunu söylemeye çalışıyorum; her dönem “Ez Xortê Kurdim bi nav
û dengim“ parçasını okuyamazsın. O dönemde söylenmesi gerekiyordu. Ama
şu anda farklı bir tarzda söylenmesi lazım. Ama bu benim hala isyancı
olmadığım anlamına gelmiyor. Kendimi hala ilk gün gibi isyancı
görüyorum. Çünkü halkım hala özgür değil, ülkem parçalanmış ve işgal
altında. Ama mücadelenin rengi ve biçimi değişti. Bunu söylemeye
çalışıyorum. Ben 15 yıl önce dönseydim belki bir gerilla bile olurdum.
Mücadeleyi öyle devam ederdim. Bugün ise daha barışçıl bir kanalda
yürütürüm. Ama isyan ruhuyla…
‘HOZANCILIK’ CİDDİ BİR SORUMLULUKTUR
-Şivan
Perwer ilk çıktığı yıllarda bir elin parmağını geçmiyecek kadar sanatçı
sayısı vardı. Ancak bugün, klasik, halk, pop, rap müziklerini yapan
onlarca Kürt sanatçısı var. Bunu nasıl görüyorsunuz?
Bizim
dönemimizde koşullar çok zordu. Kürtçe şarkı söylemek ve sanat yapmak
bile neredeyse imkansızdı. Bugünkü tablo ise bu büyük bir gelişmedir.
Ve daha da gelişmesi için her türlü desteğin verilmesi gerekiyor. Diğer
birşey de, Kürt sanatçıları arasında artık bir rekabetin olması şart.
Bu Kürt müziğini daha da geliştirir.
Ancak ciddi sorunlarda
var. Kürt sanat camiasında bir kimlik sorunu yaşanıyor. Bakıyorsun
herkes kendisine “Hozan“ diyor. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Herkes
sanatçı olabilir, şarkı söyleyebilir. Ama “Hozan“ olamaz. Çünkü
“Hozan“lık ciddi bir sorumluluktur. Filozofluktur, bilim insanıdır.
Toplumun öncüsüdür. Hani bugün kim bu kriterleri yerine getiriyor. Onun
için herkese “Hozan“ denilmekten vazgeçilmelidir. Kürt kültür kurumları
ve televizyonları bu ortamın yaratılmasına izin vermemelidirler. Biz,
ancak Kant’a, Shakespaere’re, Galilei’ye, Ehmedê Xanî’ye, Feqiyê
Heyran’a ve Cîgexwîn gibi isimlere “Hozan“ diyebiliriz.
KÜRT MÜZİĞİNİN PİYASASI YOK
-Günümüzde Kürt müziği ciddi bir tıkanıklığı yaşıyor. Sizce en büyük engel nedir?
Kürt
müzik piyasası ve pazarı yok. Sanatçılar özgür ve rahat değiller. Onun
için bu sorunlar yaşanıyor. Ülkemizin durumu değişip, özel sektör
gelişirse bir düzelme olur. Şuanda herşey siyasi partilerin desteğiyle
yürüyor. Böyle olunca beklenen gelişme de, sağlanmıyor. Örneğin son
yıllarda Güney Kürdistan’da çeşitli imkanlara sahip bir yönetimimiz
var. Onlar bile bunu şimdiye kadar başaramadılar. Onlara giden
sanatçıların ellerine üç-beş kuruş sıkıştırıp, gönderiyorlar. Halbuki
profesiyonel bir kurumlaşma olmalı. Bunun için fon ayrılmalı. Ihtiyacı
olan sanatçılara yardım yapılmalı. O zaman sanatçılarda çok rahat
sanatlarını yapabilir. Ama bu yapılmıyor. Bence yavaş yavaş bu
yapılmalı artık. Özel televizyon kanalları açılmalı, özel müzik
şirketleri kurulmalı. Bu hem ulusallığı geliştirir, hem de, Kürt müziğ
ve sanatının önündeki engelleri ortadan kaldırır. Bütün dünyada bu
böyledir.
BİZ ARAM TİGRAN’I KAYBETMEDİK
-Hayatını kaybeden Ermeni kökenli sanatçı Aram Tigran, Kürt müziği için ne gibi bir öneme sahip? Kürt müziği ne kaybetti?
Biz
daha küçükken Aram Tigran’ı dinliyorduk, “Ay dil”, Îşev şev çu“ gibi
parçalar... Aram Tigran, Kürt sanat ve kültür bahçesiydi. O Ermeni’ydi,
Kürt’tü, Kürdisatniydi. Kürtçeyi çok seviyordu. Biz Aram’ı fiziki
olarak, kaybettik. Ama Aram Tigran, yeterince Kürt müziğine
zenginlikler kattı. Belki 5-10 sene daha yaşasaydı çok güzel şeyler
katabilirdi. Olmadı. Ben şuna inanıyorum; gelecekteki Kürt sanatçıları
da bizim kuşağımız gibi Aram Tigran’ın yaptığı besteleri
seslendirecektir. Onun için biz, Aram Tigran’ı kaybetmedik.
-Şivan Perwer son 7-8 yıldır yeni bir albüm yapmadı. Bu sizin gibi bir sanatçı için çok uzun bir zaman değil mi?
Schiller,
15 yıl ortaya çıkmamış. Mozart delirdi. Ben 7-8 yıl albüm yapmadım çok
mu? Ben delirmediğime şaşırıyorum. Çünkü çok ciddi sorunlar yaşadım.
Onun için bir süre sessiz kalmayı seçtim. Ama bu aralar olabilir. Tabii
bu süre zarfında boş kalmadım. 200 civarında beste yaptım. Hepsi de,
bir birinden güzel eserler.
YENİ BİR TARZ VE YÖNTEMLE ALBÜM YAPACAĞIM
-Yeni bir albüm ne zaman...
Bu
aralar biraz işlerim var. Onlar bitsin. Söylemeye başlayacağım. Çok
yakında Single ve albümler yapacağım. Repertuarım oldukça zengin. Ama
klasik bir tarzda olmıyacak. Sanatçı söylesin enstürmanlar arkasında
çalınsın. Bu tarz eskidi Araplar ve Türkler çok kullanıyor. Bizim
Kürtler de, onların taklidini yapıyor. Benim yapacağım yeni albüm, tarz
ve yöntem olarak çok farklı olacak. Kürt müziğinde bir örnek olacak.
Enstürmanlar ile ses iç içe olacak. Çünkü enstürmanlar, sese renk ve
güç verir. Kullanılması çok önemlidir. Yapacağınız çalışmada bir
Keman’ın kendi başına değeri olmalıdır. Bir Erbane, bir Kaval, kedi
başına rol oynamalıdır. Piyasadakiler ne yapıyor; bir sürü enstürmanı
bir birine karıştırıp, bırakıyorlar. Bu tarz artık müziği
geliştirmiyor.
XANİ, TEYRAN VE ZENİKE ÜZERİNE ÇALIŞIYORUM
-Sanat yaşamınız boyunca seslendirdiğiniz bestelerin çoğunda Cîgerxwîn’in imzasını görüyoruz? Neden?
Ben
boş bir insan değilim. Hiç bir zaman beste yazma ve yapma sorunum
olmadı. Ama Cîgerxwîn’dan okumam, o, insanın dolu ve yurtsever biri
olmasındandır. Çünkü Cîgerxwîn’in çok güzel şiirleri var. Beni
cazbediyor. Ben de farklı bir duygu yaratıyor. Ölünceye kadar da,
okuyacağım. Ben şu anda Ehemedê Xanî, Feqîyê Teyran ve Êvdalê
Zeynikê’nin üzerinde çalışmalar yapıyorum. Çünkü halkımız hala bu
filizofları iyi tanımıyor. Bunları anlatmak lazım.
DENGBEJLERİN DURUMU BİR TRAJEDİ
-Serhadın denbêjleri için neler söyleyeceksiniz?
Serhadın
çok farklı sesi var; sade, net orjinal bir ses. Örneğin Şakiro başlı
başına bir edebiyattır. Kürt müziğine ruh vermiştir. Öte yandan Husêno
var. Bunlar bir gruptu. Çok şeyler yaptılar. Ama bu halkın sanatçıların
hali ancak bu kadar olur. Şakiro, sefalet içinde öldü. Acı bir durum.
Yine Mihemed Arif Cizrewî, az mı? Kim diyebilir Hesen Cizrewî iyi
söylemiyordu? Kimse bunu söyleyemez. Bugün ise kimse Hesen Cizrewî’nin
mezarı nerede olduğunu bilmiyor. Zaxo’da mezarlığa gittik. “Hangisi
Hesen Cizrewî’nin mezarıdır?” diye sorduk, kimse bilmiyor. Ama onun
yaptığı şarkıları hangi sanatçı okuyorsa ünleniyor, ses yapıyor. Bu
insanın yaptığı “Koçere”, Kevokim” parçaları hala dillerde destan...
Biz ise onun mezarının nerede olduğunu bile bilmiyoruz. Bu çok büyük
bir trajedidir.
-Geleneksel Kürt müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim
gelenek ve klasiklerimizde birçok çeşit var. Çaresizliğin, sürgünün,
acıların ve mutluluğu dile getiren çok sayıda Kürt klasikler var. Bunun
yanında klasik ve geleneksel müzikte, isyanlar ve kahramanlıklarda dile
getirilmiş. Çok güzel ve gizemli şeyler. Ben de birçok parçayı
seslendirdim.
-Bu sanatçılardan en çok kimleri dinliyorsunuz?
Mehmed Cizrewî, Hesen Cizrewî, Kawîs Axa, Meryem Xan, Ayibê Êlîkê, Sofîyê Surucî ve babamı. Daha benzer birçok isim sayabiliriz.
GENÇLERİN SESİ GÜZEL AMA TAKTLİT VAR
Şu andaki sanatçılardan…
Birçoğunu
deniyorum, güzel sesler var. Ancak beni doyurmuyorlar. Bence birçoğu
sesini popülist olmak için kullanıyor. Yeterince sanat yapmadıklarına
inanıyorum. Sanat ve müzik üzerinde araştırmalar yapmıyorlar.
Kendilerini geliştirmiyorlar.
-Müzik ve sanat ruhunun olmadığını mı söylüyorsunuz?
Evet
yok. Ya da bunu çarpık kullanıyorlar. Kendilerinden bir değişim
yapmaları lazım. Gençlerin sesi güzel, ama Türkçe, Arapça ve Farsça’nın
etkisinde çok kalıyorlar. Taklit var, müziklerinde arabeksin kokusu
geliyor. Hele o yeni çıkan bazıları var. Tam arabesk söylüyorlar. Kürt
müziğiyle alası yok. Feyruz ve Ümmü Gülsüm’un kopyası. Bir de bunu bize
Kürt müziği diye dayatıyorlar.
-Feyruz ve Ümmü Gülsüm’ün müziğini nasıl görüyorsunuz?
Onlar
çok büyük sanatçı. Kendi piyasalarında yerleri doldurulmıyacak derecede
sanatçılar. Ama Arap müziğini yapıyorlar. Başka bir müzik yapmıyorlar
ki. Şimdi sen gidip, onların taklidini yaparak, Kürtçe söylersen olmaz.
Bozarsın... Benim kızdığım nokta bu.
-Şivan Perwer hangi müzik türlerinden hoşlanır...
Dünya
klasiklerini dinliyorum. Enstrümental müzikleri seviyorum. Ama hangi
tür olursa olsun ben severek dinliyorum. Ancak sesin etkileyci olması
gerekiyor. Sade, net ve makamında, duygularla söylenmesi lazım. Benim
kriterim bu.
ARTIK ULUSLAR ARASI PROJELERDE YER ALMAK İSTİYORUZ
-Geçmişte
Kardeş Türküler ile daha çok ritmik ağırlıklı bir Roj û Heyv isimli
ortak albüm çalışması oldu. Ancak o devam etmedi. Önümüzdeki dönemde
gerek aynı grup olsun, gerekse farklı isimlerle benzer projeler olacak
mı?
Kardeş Türküler hoş ve kaliteli müzik yapan bir
topluluktur. O zamanlar, böyle bir çalışma için benden rica ettiler.
Ben de, kabul ettim. Ancak benim istediğim bir çalışma olmadı. Bunun
nedenleri de, bir arada olamamamızdı. Benim oraya gitme olanağım yoktu.
Büyük bir stüdyo olmadığı için de, bütün grubu buraya getirip, birlikte
çalışmadık. Gönlüm isterdiki birlikte çalışalım. Oma olmadı. Onun için
seslerde bazı uyuşma sorunları oldu. Proje ve çalışma tamamen Kardeş
Türküleri’ndi. Yine de, güzel bir çalışmaydı. Ama gönlümce olmadı.
Gelecek için benzer planlarımız var. Ancak bunlar yerel ve mahali
değil. Artık uluslararası alanda bazı projelerde yer almak istiyoruz.
Dünyada isim yapmış sanatçılarla çalışma gibi bir planımız var. Bu
noktada ileride bazı somut girişimlerimiz olacak.
STİNG İLE KONSER VERMEK İSTİYORUM
-Hangi isimlerle...
Kafama
çok sayıda sanatçı var. Örneğin, Bono, Peter Gabriel, Sting gibi
sanatçıların yanı sıra Amerika ve Avrupa’da bazı gruplar da var. Duet
olmak üzere birlikte konserler vermek istiyorum.
BİNLERCE BESTE YAPTIM
-Şimdiye kadar kaç beste yaptığınızı hatırlıyor musunuz?
Binlerce
beste yaptım. Halen arşivimde olup okumadığım bir sürü beste var.
Bunların hepsinin bendeki anlamları çok büyüktür. Ama en çok
etkilendiğim ve hala aklıma geldiği zaman heyecanlandığım stran;
“Hevalê bar giranim, hozanê Kurdistanim” ve “Hozanim Hozan.” Bu iki
stran kalbimde yaşıyor. Onlarda hasasiyetlerim, duygularım var.
-Sanat hayatınız boyunca kaç konser verdiğinize dair bir istatik var mı?
Böyle
bir istatistik yok. Ama binlerce konser verdiğimi söyleyebilirim. Bazen
ay oluyor 10 konser veriyorum. Avrupa’da çıkmadığım salon kalmadı.
Amerika, Kanada, Avusturya ve Asya’da da çok konser verdim. Kürtler
dışında çok yabancı konserlere de, çıkıyorum.
BENİM ARKAMDA KİMSE YOK, YALNIZIM
-Kuzey
Afrikalı Şeb Hiznî, Şeb Halid başta olmak üzere benzer sanatçılar,
dünya müzikseverleri tarafından zevkle dinleniliyor. Kürt sanatçılar
ise seslerini dünyaya duyuramıyorlar. Örneğin en popüleri sizsiniz ve
34 yıldır Avrupa’da yaşamanıza rağmen ulaştığnız yabancı kitle çok
sınırlı! Bunun nedenleri nellerdir?
Bunun çok nedeni
var. 1- Biz Kürtlerin bir devleti yok. 2- Çağdaş ve modern dünyada halk
olarak kabul edilmiş değiliz. Arapların 25 devleti var. Dünyada güçlü
bir lobi ve diplomasisi var. İmkanları çok. Bu sanatçıların arkasında
Arap zenginleri var. Konserler düzenliyorlar, olanak yaratıyorlar.
Bunlar üzerlerinde siyasi bir baskı olmadığı gibi, dilediklerince
yaşıyorlar. Tabiki bütün dünyada tanınacaklar. Ya biz Kürtlerin neyi
var? Ama yine de bütün bu olanaksızlıklara rağmen ben de, uluslararası
arenada müzik yapıyorum. Dünya halklarına konserler veriyorum. Üzerime
düşeni yapıyorum. Hem de fazlasıyla. Ama benim arkamda kimse yok,
yanlızım.
KÜRT PARTİ VE KURUMLARINA SESLENİYORUM
-Kendinizi sahipsiz mi görüyorsunuz?
Evet
sahipsizim. Arkamda kimse yok. Ben bu halde olduktan sonra diğer
gariban Kürt sanatçıları ne yapsın? Burada Kürt partilerine ve
kurumlarına sesleniyorum; Kürt sanatçılarına destek verin, sahip çıkın.
Biz sizin sessiniziz.
BANA İHANET ETTİLER
-Türkiye'de
Tarkan, Sertap Erener vb. sanatçıların gelişiminde Sezen Aksu’nun
rolünün belirleyici olduğunu biliyoruz. Yeni Kürt sanatçıların ortaya
çıkması için Şivan Perwer, üzerine düşen görevi ne kadar yerine
getiriyor?
Benim ile onların koşulları bir değil.
Onların devleti var, kurumları var ve ön önemlisi de büyük müzik
pazarları var. Ya bizim? Ben bir konsere çıkmak için 5 bin Euro
istediğim zaman arkamda kırk laf söylüyorlar. Bana bunu yapan Kürtler,
Sezen Aksu’yu getirtip, 50 bin euro veriyorlar. Bir de, bir sürü övgü
diziyorlar. Hal böyle olunca konserler de verirler, arkalarına 10
vokalist de alırlar. Eğitip, sanatçı da yaparlar. Beste de verirler.
Bütün bu imkansızlıklara rağmen Şivan Perwer’in bir gerçekliği var. Ben
bütün Kürt sanatçıların üzerinde etki bıraktım. Okulumdan geçmeyen
sanatçı yoktur. Aylarca, senelerce emek verdiklerim, gidip beni inkar
ettiler. Bana ihanet ettiler. Mehmed Arif Cizirewî ve Hesen Cizirewî
daha hayattayken ben, “sanatı bunlardan öğrendim” dedim. Mehmed Arif
Cizirewî de, bunu duydu ve şöyle birşey söyledi: “Ben Xezalê’yi okudum.
Ama Şivan benden daha iyi okudu.” Mehmed Arif Cizirewî bununla küçük
düşmedi, tam tersi büyüdü. Bugün birçok Kürt sanatçı benden atkilendiği
halde gidip, “Ben İbo’dan ( İbrahim Tatlises) etkilendim” diyorlar. İbo
ise Kürt sanat düşmanlığını yapıyor. Bana bu ihaneti de yaptılar.
-Öfkelisiniz...
Evet,
çünkü çok acıttılar. Doğru söylemiyorlar. Ben kimseden övülmeyi
beklemiyorum. Sadece gerçeği söylemelerini istiyorum. Kürt
sanatçılarına yeterince verdiğimi düşünüyorum. Bugün, 100 Kürt
sanatçısı varsa bunun en az 50 tanesi benden etkilenmiştir. Sesimi
taklit ederek, büyümüşlerdir.
-Bir gerçek de var; bire bir kimseyi eğitmediğiniz...
-Evet.
Ama olanaklarımız el vermiyordu. Yıllarca bir yerimiz bile yoktu. Şu
anda bu tür planlarımız var. Yeni kurduğumuz vakıfta bu yönlü
çalışmalar yapacağız.
-Şivan Perwer müziğini hangi katagoride görüyor, bir tanımlaması var mı?
Şivan
Perwer’in özgün tarzı var. Herhangi bir kategoriyle sınırlandıramayız.
Klasik de söylüyorum, modern de. Pop, rap da söylüyorum. Kürt motifleri
de var. Bu kendime özgü bir sentezdir.
MİCHAEL JACKSON SON YILLARDA İYİ ŞEYLER YAPMADI
-Michael
Jackson’ın ölümü sizi nasıl etkiledi? Şöhret ile yalnızlık, geride
kalan yakınlarının miras kavgasına başlaması... Şivan, geride ne
bıraktı, ne bırakacak?
Michael Jackson, pop müziğinde
bir ekoldu. Çok şey bıraktı. O Amerikalı bir sanatçıydı. Ordan
çıkmıştı, bütün dünya onu tanıyordu. Çıktığı her konserde en az 1
milyon dolar ücret alıyordu. Ben sömürülen bir halkın sanatçısıyım.
Ekonomik olarak, bırakacağım hiç birşey yok. Ben giderken geride sadece
sanatımı ve müziğimi bırakabilirim. Ama Michael Jackson yaşamının son
yıllarında iyi şeyler yapmadı. Bu konuda iyi şeyler bırakmadı. Kendini
beyazlatmaya çalıştı. Niye siyahlar kötü mü? Bence insanlar kendi
renkleriyle güzeldir. Estetik yapa yapa kendini öldürdü. Ondan sonra
ben neden eskisi gibi değilim gibi sitemler etmeye başladı. Ölüme
gelince kesinlikle korkmuyorum. Hepimizin sonu ölümdür. Bugün olmasa,
yarın mutlaka olacaktır. Ama insan hayattayken de, yaşam için
yaşamalıdır.
-34 yıla yakın bir süredir sürgünde
yaşıyorsunuz? Geriye dönüp baktığınızda sürgünün getirileri ve
götürüleri noktasınde ne söyleyeceksiniz?
Ben
birileri gibi, “Ülkemde değilim. Onun için sanatımı iyi yapamıyorum”
diye yakınmıyorum. Bu anlayış acizliktir. Dünyanın neresinde olursam
olayım, sanatımı ve müziğimi yaparım. Tek derdim var; bunu nasıl
korkusuz ve özgürce yapabilirim. Tabiki ülkemde, halkımın arasında
olsaydım çok iyi olurdu. Ama Avrupa’da da oluşum bir dezavantaj değil.
Halkları tanıdım, falklı ülkelerin kültürlerini tanıdım. Dünyayı
tanıdım. Bir sürü dil öğrendim. Onun için sürgünde yaşamı bir avantaja
dönüştürdüm.
TRT ŞEŞ’İ BÜYÜTMEMEK GEREKİYOR
-Devletin açtığı TRT Şeş isimli Kürtçe kanalı, 7 aydır yayında. Bu kanal için ne diyeceksiniz?
Devletin
arşivini Kürtçe’ye çevirerek, yayın yapan sıradan bir kanaldır. Bu adım
ne bizim kurtuluşumuz ne de ulaşmak istediğmiz bir adımdır. Büyütmemek
gerek. Çünkü yıllardır Kürt dilini yasakladılar. Şimdi de televizyon
açtılar. Halkına ‘bak Kürtçe diye bir dil var’ diyorlar. Bu onların
milliyetçi devlet ideolojisinde bir kırılmadır, geri adımdır. İyi bir
gelişmedir aynı zamanda. Ama Kürtler sadece buna umut bağlamamalı.
Kürtlerle konuşulmadan atılan adımlar ciddi bir şey getirmez. Kürtlerin
dili resmileşmeli, siyaseti serbest olmalı. En önemliside Kürtler
özgürleşmelidir. Kürt kültürü tamamen özgür olmalı ve anayasal bir
güvenceye kavuşturulmalı. 85 yıldır sistematik olarak halkımıza
asimilasyonu dayattılar. Ve bu şekilde kültürümüzde büyük tahribatlar
yaptılar. İlk önce bunu tesbit edip bu zararları kısmen dahi olsa
gidermek için ciddi projeler sunmalılar. Kürtler bunu istiyor. Biz bunu
istiyoruz.
-Türkiye’de son dönemlerde Kürt sorunun
çözümü etrafında ciddi tartışmalar yapılıyor. 34 yıldır sürgünde
yaşayan ve bu sorunun en büyük mağdurlardan biri olan Şivan Perwer, bu
tartışmaları nasıl değerlendiriyor?
Tabii bu konuda
söylenecek çok şey var. Ama genel olarak barışın gelmesi için yapılan
tartışmalar sevindirici. Umarım herkes bu sürece ciddi ve sorumlu
yaklaşır. Kürt sorun barışçıl bir şekilde çözümlenir. Dünyada her özgür
halkın hakkı neyse Türkiye’deki Kürtlererin hakları da onlardan aşağı
olmamalı. Bu şekilde meseleye yaklaşıldı mı, Türkiye’deki bütün
insanları mutlu etmek mümkün.
EN BÜYÜK HAYALİM KÜRDİSTAN’A DÖNÜŞTÜR
-Şivan Perwer’in en büyük hayali nedir?
Benim en büyük hayalim; Kürdistan’a dönüştür.
Peki ne zaman dönmeyi düşünüyorsunuz?
Şu anda net birşey yok. Herşey önümüzdeki süreçte belli olacak.
ERTUĞRUL GÜNAY GÖRÜŞMEK İSTEDİ
-Türkiye
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, geçtiğimiz günlerde, ‘Şivan
Perwer’in dönmesini istiyoruz. Fırsat bulursam gidip görüşeceğim’ diye
bir açıklaması oldu. Böyle bir görüşme oldu mu?
Ertuğrul
Günay, birçok gez görüşmek istedi. Ancak bir bir türlü görüşme
gerçekleşmedi. Aldığımız duyumlara göre, Recep T. Erdoğan da, dönmemi
çok istiyormuş. Ancak ben gidersem kendi öz irademle gitmek istiyorum.
Ne devletin ne de herhangi bir kesimin çağrısı ya da etkisi altında
gitmek istemiyorum. Siyasi bir malzeme olmam. 34 yıldır sürgündeyim. Ve
Şivan Perwer, olarak gitmek istiyorum...
AVRUPA’DAN DİYARBAKIR’A BARIŞ KONSERLERİ PROJESİ
-Sizin
Avrupa’dan başlayıp Diyarbakır’da son bulacak bir barış konserleri
projenizin olduğunu duyduk. Var mı böyle bir projeniz, varsa takvimi
nasıl işleyecek?
Evet, böyle bir proje tasarımız var.
Bir kaç aydır üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tabi sorun yaşanmazsa,
gerçekleşir. Çok büyük bir proje, aynı zamanda barış için bir adım
olacak. Daha çok Türkiye kamuoyunda barış atmosferinin gerçekleşmesine
yönelik sanatçı insiyatifli bir projedir. Müziğin evrensel bir dili var
ve herkesime seslenmektedir. Dolayısıyla halk kitleleri üzerine büyük
bir etkisi vardır. Amacımız, birçok uluslararası sanatçı ve şahsiyeti
bu projeye katmaktır. İçinde sanatçı ve aydınlar başta olmak üzere
devlet başkanları ve birçok siyasi şahsiyet de olabilir. Eğer bir
dönüşümüz olacaksa bunu bütün dünya duymalı. 34 yıldır, sürgünde bir
esareti yaşıyorum. Az bir zaman değil, bir ömür. Gidişim de ona göre
olmalı. Bunun yanı sıra dönüşüm barışa hizmet edecekse bu beni daha çok
mutlu eder.
-Peki bu projenizde kimler var?
Peter
Gabriel, Joan Baez gibi dünyaca ünlü isimlerin aralarında bulunduğu
kalabalık bir sanatçı çopluluğu ile görüşerek onların bu projeye katkı
sunmaları için çeşitli girişimlerimiz var. Bu projenin zamanı, biçimi
noktasında daha bir tarih netleştirmedik. Bütün bunlar netleştiğinde
Kürt parti, kurum ve kuruluşlarının da görüşlerini alacağız. Tabi
Türkiye’ye gideceğimiz için devlete de, bildireceğiz. Sanırım ondan
sonra projemizin startını veririz. Bunu da bir basın toplantısıyla
herkese açıklayacağız.