Anasayfa Kars Haber Ardahan Iğdır Kafkasya Gündem Dünya Politika Ekonomi Kent-Yaşam Spor Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Söyleşi

KAÜ'de 'Şarbon' Paneli Düzenlendi



   KARS Haberleri
Anasayfaya Dön // KARS Haberleri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KAÜ'de 'Şarbon' Paneli Düzenlendi
8/3/2009   18:03:35

KARS'TA ŞARBON MASAYA YATIRILDI

Kars'ta düzenlenen panelde, Doğu Anadolu Bölgesi'nde sık sık görülen şarbon hastalığı masaya yatırıldı.

Şarbonun hayvandan insana geçmesinin engellenmesi gerektiği vurgulanan panelde, ilgili kurumların yeteri derecede vatandaşları bilgilendirmediği görüşü ağırlık kazandı.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Sağlık Bakanlığı ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı tarafından desteklenen 'Türkiye'de Hiperendemik Bölgelerde Bacillus Anthracis Enfeksiyonun Moleküler Epidemiyolojisi ve Antbiyorik Direncinin İzlenmesi' projesi kapsamında Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Veteriner Fakültesi Prof. Dr. Necdet Leloğlu Konferans Salonu'nda 'Şarbon Bilgilendirme Paneli' düzenlendi. Panele Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, Kayseri Erciyes Üniversitesi Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğanay, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri (TSH) Genel Müdürlüğü Zoonotik Hastalıklar Daire Başkanı Gıda Kaynaklı ve Bakteriyel Zoonotik Hastalıklar Şube Müdürü Uzman Biyolog Sevtap Bostancı, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ruza Durmaz, KAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Nurhayat Gülmez, İl Sağlık Müdürü Fahri Sevinç, KAÜ Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Ana

Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mithat Şahin ve az sayıda doktor ile veteriner hekim katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan panelde konuşan İl Sağlık Müdürü Fahri Sevinç, 2005 yılından itibaren Kars'ta görülen şarbon vakalarını sıralayarak, 2005 yılında 9, 2006 yılında 27, 2007 yılında 27, 2008 yılında 38 ve 2009 yılı ilk 6 ayında da 11 vakaya rastlandığını söyledi. 2009 yılı Ocak ayında şarbon vakasıyla karşılaşılmadığını, Şubat ayında 4, Nisan ayında 1, Mayıs ayında 5, Haziran ayında da 1 vakanın mevcut olduğunu ifade eden Sevinç, bunun daha fazla araştırılması açısından belirtilen sayıların çok çok üstünde vakaların yaşandığını kaydetti. Kars Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde doktor olarak görev yaptığı sırada yaşadıklarını anlatan Sevinç, "Uzun süre bende acilde doktor olarak hizmet yaptım. Bu vaka formlarını doldurmamak için çok defa 'şunun tedaviyle bunun tedavisi ayrıdır' deyip tanıya şarbon yazmadan tedavisini verip gönderiyorduk. Bunlar tabii ki doğru şeyler değil. Sayın başkanımız da (Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek) bu konuda yeni bir adım atacağını ve kolaylık sağlanacağını söyledi. İnşallah bundan sonra daha kolay olur ve arkadaşlar da buna daha dikkatli bakarlar. Bizim tabii burada sıkıntı çektiğimiz olaylardan birisi de şu; halkımız olayın ciddiyetini bilmiyor. Bizde sağlık çalışanı olarak burada öğrendiğimizi sadece sağlık personeli olarak değil halkımıza da söylemek, bilgilendirmek zorundayız. Çünkü öyle garip vakalarla karşılaşıyoruz ki, bundan birkaç ay önce ve bir önceki yıl şarbon olan bir hayvan gömüldükten sonra bazı köylüler tarafından çıkarılıp, 'biz bunu yemiyoruz, köpeklerimize yediriyoruz' dediklerini biliyoruz. 'Bir şey olmaz' mantığıyla hareket ediyorlar. Tabii bilmiyorlar, ne yapsın onlar suçlu değil. Suçlu yine biz sağlık çalışanlarıdır. Vatandaşlarımızı bilgilendirmek zorundayız" dedi.

"EĞİTİME AĞIRLIK VERİLMELİ"

KAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Nurhayat Gülmez de, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nin zoonoz hastalıkların çok sık görüldüğü bölgelerden biri olduğunu belirterek, bölge insanının zoonoz hastalığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını söyledi. Gülmez, bundan yola çıkarak zoonozlarla mücadele programları yapılırken ve projeler oluşturulurken mutlaka eğitim kısmının da buna dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu çalışmalar sonunda bir yol haritasının belirleneceğini de kaydeden Gülmez, eğitimin önemini dile getirdi.

Dünya Sağlık Örgütü uzmanı ve şarbon konusunda dünyada öncü olan Prof. Dr. Mehmet Doğanay ise, KAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Nurhayat Gülmez'in eğitime önem verilmesi yönündeki taleplerini hatırlatarak, şunları söyledi:

"Bizim esas olan çalışmalarımız bir laboratuvar çalışmasıdır. Ama şunu gördük ki; bu eğitim çalışmasını yapmadan bu proje halk sağlığına yansımayacak. Dolayısıyla eğitim çalışmasına ağırlık verdikçe bu projenin devamı gelecektir. Bu projenin devamının gelip gelmemesi de sizlerin ilgisine bağlı. Bir toplumda zoonotik hastalığın görülme sıklığı ne kadar fazlaysa orada sağlık hizmetleri son derece kötü veriliyor demektir. Veteriner sağlık hizmeti, insan sağlık hizmetinin iyi olmadığının en önemli  göstergesidir. Dolayısıyla Türkiye'de bu konuyla uğraşan arkadaşlarımız bilgi birikimini, akademik birikimini sahaya yansıtmak için bir çaba içerisindeler. Onun içinde karşılıklı olarak bir beklenti içinde değiliz."

PROF.DR. DOĞANAY'DAN ŞARBON UYARILARI

PROF.DR. MEHMET DOĞANAY:  "ENFEKSİYONU ELİMİZLE YAYIYORUZ, BURADA BİZE ÇOK ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞMEKTEDİR"

Kayseri Erciyes Üniversitesi Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mehmet Doğanay, bir toplumun gelişmişliğinden bahsedilecekse hayvanlardan insanlara geçen enfeksiyonun önlenmesinin şart olduğunu söyledi.

Kafkas Üniversitesi'nde "şarbon" konulu panele katılan Kayseri Erciyes Üniversitesi Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Doğanay, ülkemizde hakim olan aile tarımına dikkat çekerek, "Enfeksiyonu elimizle yayıyoruz. Onun için burada bizlere çok önemli görev düşmektedir. Yani bu bizim vebalimizdir" dedi.

Prof.Dr. Doğanay, şarbonun Amerika'da da görüldüğünü fakat hayvanlardan bir tane bile insanlara enfeksiyon bulaşmadığını söyledi. Artık bilgilerin enfeksiyon kontrolüne yansıtılması gerektiğini anlatan Doğanay, şunları söyledi: "Biz, hayvan yetiştiricisine bir şekilde ulaşmalıyız. Eğer ulaşamazsak o meraya enfeksiyonu yayarız ve tarih boyunca sadece bizim bu jenerasyon değil torunlarımızda bu enfeksiyonu alır. Hayvanlardaki enfeksiyonu tamamen kontrol altına almak mümkün olmayabilir mümkün de görülmüyor

ama kontrol edilebilir. Ama insan enfeksiyonunun görülmemesi lazım. Bir yerde şarbon insan enfeksiyonu görülüyorsa orada veteriner ve insan sağlığı hizmetinin çok düşük olduğunun belgesidir."

Dünya Sağlık Teşkilatı'nda bu konuyla uğraşan arkadaşlarının kendisine, 'halen sen şarbon hastası mı görüyorsun' dediklerini de hatırlatan Doğanay konunun ne kadar önemsenmesi gerektiğini gözler önüne serdi.

ENFEKSİYONUN ÖNLENMESİ ŞART

Bugün artık bir toplumun gelişmişliğinden bahsedilecekse hayvanlardan insanlara geçen enfeksiyonun önlenmesinin şart olduğunu ifade eden Doğanay, sözlerine şöyle devam etti: "Yani siz bilim adamları toplumda görülen enfeksiyonların haritasını çizdiğiniz zaman sizin sağlık hizmetinizin yüzeyi hakkında size hemen yorum yaparlar. 'Siz burada şu düzeydesiniz' diye yorum yapabilirler. Hayvanlardaki enfeksiyonu kontrol etmekte bazı sıkıntılarımız var çünkü bu bir mera hastalığıdır. Yani bunun mücadelesi farklı. Bugün Amerika'da şarbon enfeksiyonu vardır ama insan enfeksiyonu yoktur. Bizde ise adam kurbanı kesiyor sonra da kanını çocuğun alnına sürüyor. Böyle bir vaka bize geldi ve çocuğun alnında şarbon vardı. Dolayısıyla Türkiye'de her yaşta enfeksiyon özellikle kırsal kesimde görülmektedir. Çünkü biz de aile tarımı var. Ailenin bütün bireyleri hayvanla uğraşıyor. Bir hayvan kesilirken oğlu bacağını tutuyor diğeri kulağını tutuyor, baba deriyi yüzüyor."

Doğanay, bölgede bilinçsizlikten kaynaklanan sorunlara da değinerek hasta hayvanın kesildiğini, etinin para etmeyecekse köylülere, konu komşuya dağıtıldığını, derisinin de satıldığını bunun da yanlış olduğunu belirtti.

Doğanay, daha sonra şarbon vakalarından şu örnekleri verdi: "Dolayısıyla enfeksiyonu elimizle yayıyoruz. Onun için burada bizlere çok önemli görev düşmektedir. Yani bu bizim vebalimizdir diye düşünüyorum. Yine bir vaka geldi bize adam kurbanı kesenin yanında durduğunda gözüne kan sıçradığını söyledi. Onun da yüzünde ağır deri şarbonu vakası vardı. Baş ve göğüs bölgesinde görülen şarbonlar çok ağır ve ciddi sonuç doğurabilir. Solunum yollarını tıkayarak hastayı kaybedebilirsiniz. Bu son derece önemlidir."

Vücudun değişik yerlerinde şarbon vakalarının görülebileceğini anlatan Doğanay, sözlerini şöyle tamamladı: "Bir bebeğin göbeğinde de şarbon vakası görüldü. Bebek üç aylık onun hayvanla teması söz konusu değil. Muhtemelen onu yünlü bir şeyle sardılar büyük bir ihtimalle ondan bulaşmıştır. Yine uzun yıllar önce hayvancılıkla uğraşan bir Çerkez vatandaşımızda bir vakaya rastladık. Ölen hayvanın derisini eliyle tulum için yüzmüş. Dolayısıyla her iki kolunda da şarbon oluşmuştu. Birden fazla reaksiyon vücudun değişik yerlerine yerleşebilir."

PROF. DR. MİTHAT ŞAHİN’DEN ŞARBON KONUSUNDA SEVİNDİREN GELİŞMELER

Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mithat Şahin, şarbonun insana bulaşma vakalarını kontrol altına aldıklarını bunu da Kars’ta başardıklarını söyleyerek, TÜBİTAK’ın desteklediği projenin böylelikle amacına ulaştığını ifade etti.

KAÜ’deki şarbon konulu panelde konuşan Prof. Dr. Mithat Şahin, özellikle meraların kurumaya başladığı dönemlerde; Temmuz. Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında şarbon görüldüğünü Kars’ta da hemen hemen her mevsim hayvanlarda şarbon hastalığına rastlanıldığını söyledi.

Şahin, şarbondan nasıl korunmak gerektiği konusuna da değinerek, “En önemli adım kamuoyunun ve konuyla ilgilenen sağlık görevlilerinin bilgilendirilmesiyle atılabilir. Yerel ve ulusal medyanın konuyu sürekli gündeme getirmesi de çok mühim. Hayvan yetiştiricilerinin de hastalıklarla mücadelede gönüllü katılımının sağlanması gerek. Bunlar olmaz ise ne kadar çalışırsanız çalışın istenilen başarılı etmeniz zor görünmektedir” dedi.

Bu toplantının en önemli amaçlarından birinin de hastalık çıkış mevsiminden önce hem tıp çalışanlarını hem de medya aracılığıyla hayvan sahiplerini bilgilendirmek olduğunu ifade eden Şahin, ölü bir hayvanın 10 insana hastalığı enfekte edebildiğini kaydetti.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Sağlık Bakanlığı ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı tarafından desteklenen ‘Türkiye'de Hiperendemik Bölgelerde Bacillus Anthracis Enfeksiyonun Moleküler Epidemiyolojisi ve Antbiyorik Direncinin İzlenmesi’ projesi başladıktan sonra 1 ay önce yapılan toplantının önemine de değinen Şahin, Kars’ta 5 farklı odakta şarbon hastalığı görüldüğünü belirtti. Bu odaklarda 6 hayvan ölümü şekillendiğine dikkat çeken Şahin, insana sirayet etme vakası çıkmamasının hem sevindirici olduğunu hem de projenin ne kadar faydalı yürütüldüğünü dikkatlere sundu. Şahin, bir başka bölgede de 10 şüpheli vaka görüldüğünü fakat tamamen kontrol altına alındığını diğer bir vakada da yine insana bulaşma vakası görülmediğinin altını çizerek, “2009 yılında toplam 10 sığır enfeksiyondan ölmüş. Yaklaşık 5 farklı odakta 11 tanede insan vakası var. İnsan vakası sayısı gittikçe düşmekte. Bu demektir ki biz enfeksiyonu kontrol altına alıyoruz. Bundan sonra da biraz daha gayretli çalışarak insan vakalarını tamamen önleyeceğiz. Ama hayvan vakalarında durum ne olur bu düşünülür. Bu konuda epey bir sıkıntımız var gibi” dedi.

Şahin, bu projeden her hangi akademik bir beklentilerinin olmadığını da vurgulayarak, “Temel amacımız insan ve hayvan sağlığına ve ülke ekonomisine katkıda bulunmaktır. 5 tane farklı odakta bakın şarbon hastalığı 4 tanesinde 1 hayvan bir tanesinde de 3 hayvan ölmüştür. 1 ay sonra da salgın durdurulmuştur. Oysaki çok iyi biliyoruz ki bir yerde şarbon çıktığı zaman yaklaşık 15-20 sığın öldükten sonra müdahale ediliyordu. Biz de yaklaşık 50 sığırı 7 gün içinde kurtardık ve ülke ekonomisine katkı sağladık. Yine en az 50 insan vakasını da durdurmuş olduk. Böylece projede amacına ulaşmış oluyor” diye konuştu.

Hayvan yetiştiricilerinin yeteri derecede bilgi sahibi olmamalarının oluşturduğu sıkıntılara da değinen Şahin, şunları söyledi: “Bir çok yerde hayvan hastalanınca halk deyimiyle mındar olmasın diye eti kesilip konu komşuya dağıtılıyor yada ticari amaçla zararın kapatılması için satılıyor. Oysa hastalanarak ölen hayvanı meraya bıraktığımızda sinekler, leş yiyen kuşlar, vahşi hayvanlar leşin üzerine üşüşdükten sonra mikroorganizmayı alıp farklı odaklara yaymaktadırlar. Dolayısıyla bir hayvanı açık alana bıraktığımız zaman onlarca farklı odaklar yaratmış oluyoruz. Hasta hayvanın kulağının kesilmesi yada kanının akıtılması, hasta hayvanların kesilmesi veya bir şekilde tüketilmesi, hayvan hareketlerinin fazla olması ve hayvan yetiştiricilerinin duyarsızlığı ve bilgisizliği, hayvan sahiplerinin kendi problemlerini çözmeye ikna edilememesi gibi bir çok olumsuz faktörleri karşımıza çıkarıyor. Bu projenin en önemli adımlarından birisi bu. Bu problemleri de aşıyoruz”

ŞARBONUN ASIL ÇIKIŞ NEDENİ DİREKT TEMAS

REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ BAŞKANI DOÇ.DR. MUSTAFA ERTEK:  "İNSANLARA HASTA HAYVANA DOKUNMAMASI VE GÖMMESİ GEREKTİĞİNİ ÖĞRETTİĞİNİZ ZAMAN İNSAN ŞARBONU ARTIK GÖRMEYİZ"

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanı Doç.Dr. Mustafa Ertek, şarbonun asıl çıkış nedenini direkt temasa bağladı.

Kafkas Üniversitesi'nde (KAÜ) düzenlenen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen 'Şarbon Bilgilendirme Paneli'nde konuşan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanı Doç.Dr. Mustafa Ertek, son yıllarda Türkiye'de zoonotik hastalıklarla ilgili güzel gelişmelerin yaşandığını söyledi. En önemli gelişmenin birlikte çalışma kültürü olduğunu ifade eden Ertek, "İşte biz, tarım bakanlığıyla, üniversitelerimizle, tıp fakültelerimizin değerli öğretim üyeleriyle, akademisyenlerle, veteriner fakültelerinin değerli hocalarıyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geliyoruz. Bu karşılıklı dayanışmayla, bilgi ve güç paylaşımıyla bu sorunların üstesinden geleceğimize inanıyoruz" diye konuştu.

ŞARBONLA İLGİLİ TÜRKİYE'DE BİR AYIBIMIZ VAR

'Türkiye'de Hiperendemik Bölgelerde Bacillus Anthracis Enfeksiyonun Moleküler Epidemiyolojisi ve Antbiyorik Direncinin İzlenmesi' projesinin TÜBİTAK projesi olduğunu belirten Ertek, projenin, Erzurum'da Zoonotik Hastalıklar Kongresinde bir araya gelinmesiyle ortaya çıktığını söyledi. O kongrede, "Artık şarbonla ilgili Türkiye'de bir ayıbımız var ve bunu yok etmeliyiz' diye düşündüklerini belirten Ertek, sözlerine şöyle devam etti: "Sonra da Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı karar vererek bu projeye başladık. Bunun devamı gelecek. Şu an başka projeler de var. Kuduz ve brucellosla alakalı projelere de geçilecek. Brucellos, şarbondan çok çok fazla etkili hastalık. Bununla alakalı da Tarım Bakanlığı, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerimizin katılımıyla ortak bir çalışma yapacağız ve 'Brucellos Kontrol Programı' başlatacağız. Bütün bu gayretler sizler tarafından, sahada çalışanlar tarafından aynı heyecanla paylaşılmadığı takdirde biz; şarbonla, brucellosla, kuduzla çok daha uzun yıllar uğraşmak zorunda kalırız."

Şarbonun asıl çıkış nedeninin direkt temas olduğunu anlatan Ertek, daha sonra şunları söyledi: "Aslında bunu engellemek çok kolay. İnsanları eğittiğiniz zaman, hasta hayvana dokunmaması ve gömmesi gerektiğini öğrettiğiniz zaman insan şarbonu artık görmeyiz. Şarbon, yüzde 90'dan fazla direkt temasla bulaşmakta. Komşuya hasta hayvanın etini ikram etmekle masum bir şekilde hastalık bulaşabilir. En fazla Temmuz ve Ağustos aylarında şarbon görülmekte. Eylül, Ekim ve Kasım yine şarbonun görüldüğü aylardır. Bu aylarda demek ki biz; hekimler olarak, veterinerler olarak biraz daha halkı uyarmamız ve daha dikkatli olmalıyız. Burada hayvan ve insan şarbonu paralel gidiyor. Bir tane hayvan şarbonu vakası varsa bakıyorsunuz bir tane de insan şarbonu vakası var. Dolayısıyla hayvan şarbonunu engelleyecek önlem insan şarbonunu da azaltacaktır."

ZOONOTİK HASTALIKLARIN YAYILMA NEDENİ EKONOMİYE BAĞLANDI

- BÖLGEDE SAĞLIK OCAKLARINDA GÖREV YAPAN HEKİMLER EKONOMİK KAYGININ ORTADAN KALDIRILMASINI İSTEDİLER

- BİLİM ADAMLARI BUNDAN BÖYLE ZOONOTİK ENFEKSİYONLARIN GÖRÜLDÜĞÜ MİHRAKLARDA HAYVAN YETİŞTİRİCİLERİNİN AYAĞINA GİDECEK

- İŞTE ŞARBON BİLGİLENDİRME PANELİNDEN ÇIKAN SONUÇLAR:

- "EKONOMİK KAYGI HAYVAN HASTALIKLARI KONUSUNDA YETİŞTİRİCİNİN BİLGİLENMESİNİ ÖNLÜYOR"

- "KÖYLÜ YEŞİL KART ALABİLMEK İÇİN HAYVAN SAYISINI AZ GÖSTERİNCE BÜTÜN HAYVANLAR AŞILANAMIYOR"

- "AŞILANAMAYAN HAYVANLAR ÇEVREYE HASTALIK YAYIYOR"

- "EĞİTİMİN AMACINA ULAŞTIRILMASI İÇİN ÖDÜL SİSTEMİ GETİRİLMELİ"

Kars Kafkas Üniversitesi'nde (KAÜ) düzenlenen 'Şarbon Bilgilendirme Paneli'nin değerlendirme bölümünde zoonotik hastalıkların yayılma nedeni ekonomiye bağlandı. Panele katılan sağlık ocaklarında görevli doktorların bölgede ekonomik kaygıların ortadan kaldırılması gerektiğini söylemeleri üzerine zoonotik enfeksiyonların görüldüğü mihraklarda bilim adamlarının hayvan yetiştiricilerin ayağına gitmeleri görüşü ağırlık kazandı.

Ülkemizde şarbonun en fazla görüldüğü Kars, Ardahan, Erzurum, Ağrı, Van, Malatya, Elazığ, Yozgat, Kayseri, Bitlis, Muş, Hakkari, Bingöl ve Iğdır illerindeki insan ve hayvan şarbon olgularının incelenmesi ve alınacak tedbirlerin görüşülmesi için harekete geçen bilim adamları Kars'ta başta şarbon olmak üzere zoonotik hastalıkları masaya yatırdılar.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK), Sağlık Bakanlığı ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı tarafından desteklenen 'Türkiye'de Hiperendemik Bölgelerde Bacillus Anthracis Enfeksiyonun Moleküler Epidemiyolojisi ve Antbiyorik Direncinin İzlenmesi' projesi kapsamında KAÜ Veteriner Fakültesi Prof. Dr. Necdet Leloğlu Konferans Salonu'nda 'Şarbon Bilgilendirme Paneli'nin sonunda önemli veriler elde edildi.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, Kayseri Erciyes Üniversitesi Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğanay, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri (TSH) Genel Müdürlüğü Zoonotik Hastalıklar Daire Başkanı Gıda Kaynaklı ve Bakteriyel Zoonotik Hastalıklar Şube Müdürü Uzman Biyolog Sevtap Bostancı, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ruza Durmaz, KAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Nurhayat Gülmez, İl Sağlık Müdürü Fahri Sevinç, KAÜ Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mithat Şahin, şarbonun insana bulaşmasının önlenmesi için ne tür çalışmalar yapıldığını bilimsel olarak ortaya koydular.

Panelde; ülkenin şarbon yönünden hiperendemik bölgelerindeki hastalık odaklarının belirlenmesi, enfeksiyon zincirinin kırılması, insan ve hayvanlardan izole edilen B. anthracis izolatlarının antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi, tedavi seçeneklerine katkı sağlanması, bölgede farklı kaynaklardan izole edilen kökenler arasındaki klonal ilişkinin ortaya konulması, insan ve hayvanlardaki şarbon bulaşma derecesi, bulaşma yolları ve kaynaklarının belirlenmesi, ülkemizdeki klonların flogenetik gelişimi ve ülkeler arasındaki klonal yayılımın belirlenmesi, hayvan ve insanlardan izole edilen B. anthracis kökenlerinin Türkiye'de bir merkezde toplanmasının sağlanması ve etkenin zamanla gösterebileceği fenotipik ve genotipik değişikliklerin izlenmesi, bölge verilerinden yola çıkarak ülkedeki yaygın klonlar hakkında dünya literatürüne bilgi sağlanması, Türkiye'de şarbonun en fazla görüldüğü Kars, Ardahan, Erzurum, Ağrı, Van, Malatya, Elazığ, Yozgat, Kayseri, Bitlis, Muş, Hakkari, Bingöl ve Iğdır illerindeki insan ve hayvan şarbon olguları incelenmesi konuları işlendi.

YANLIŞ YOLDA MIYIZ?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) uzmanı ve şarbon konusunda dünyada öncü olan Kayseri Erciyes Üniversitesi Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğanay, panelin soru-cevap kısmında ilginç bir uygulamaya geçti. Prof. Dr. Mehmet Doğanay, panelistlere soru sorulmayınca kendisi salonda bulunan ve sahada çalışan sağlık ocaklarında görevleri doktorlara sorular yöneltti.

Doğanay, "Ne yapabiliriz? Bunu şunun için soruyorum. Yanlış yolda mıyız yoksa? Hayvan üreticisine gitmemizin ne kadar faydası olur? Şu anda dünyada Türkiye, şarbon açısından hiperendemik bir bölge. Neden hiperendemik? Onun belli hesapları var. Dünya Sağlık Teşkilatı bu hesapları yaparak haritasını çiziyor. O haritada Türkiye içindeki dağılıma bakıldığı zaman 4-5 vilayet hiperendemik bölge. Şimdi hayvandan bulaşan bu enfeksiyonun önlenmesi lazım. Hangi tür çabayla bunu kontrol edebiliriz? Sahada çalışanlar olarak sizin bir öngörünüz var mı" diye sordu.

TÜM HAYVANLAR AŞINLAMIYOR, NEDENİ YEŞİL KART

Sağlık ocaklarından gelen hekimler ise görev yaptıkları bölgelerde yaşanan sıkıntıları ve olumsuzlukları şu şekilde dile getirdiler:

"Tüm hayvanlar aşılanmıyor çünkü bunların tarımda kayıtları yoktur. Tarımda kayıtları olsa ve bu yolla da aşıların düzenli bir şekilde takibi olsa bundan kurtuluş olur. Yeşil karta başvurmak için hayvan sayılarını eksik gösteriyorlar. Eksik gösterildiğinde de dolayısıyla bu hayvanlar aşılanmıyor. Öncelikle bu önlemi Tarım Müdürlüklerinin alması gerekiyor. Biz zaten sağlık ocaklarında uyarıcı ve bilgilendirici broşürlerimizi dağıtıyoruz, eğitimlerimizi veriyoruz ama önemli olan burada tarımın daha büyük destek vermesidir."

EKONOMİK KAYGI

Doğanay, bunun üzerine şunu sordu:  "Artık bu ülkenin çok daha beklemeye sabrı yoktur. 15 yıllık çalışmaların değerlendirilmesiyle ortaya çıkan sonuç var. Hasta veya ölmek üzere olan hayvanın kesilmesi, derisinin yüzülmesi, etinin kıyılması ve tüketilmesi gibi yani direk temas sonucu oluşan vakalar var. Yani yüzde 95'i böyle. Biz bu durumda ne yapabiliriz?"

Doktorlar ise, "Aslında bunun önleminin en etkili yolu köylüdeki ekonomik kaygının ortadan kaldırılmasıdır. Köylü, eğer hasta hayvanı bile mındar olmasın diye kesiyorsa burada ekonomik kaygısı var demektir. Eğer ki bir hayvanda şarbon tespit edilirse bile bunu gizlemeye çalışıyorlar. Çünkü eğer yayılırsa diğer hayvanların da aynı şekilde bunların tedavi edilip edilmeyeceği hakkında da fikir sahibi değiller. Eğitimsizlik temelde var ama buna ekonomik kaygı da eklenince ister istemez olumsuzluklarla karşılaşılmaktadır. Köyde kendi sağlıklarından çok hayvanlarının sağlıklarına önem veriyorlar. Ama bu tür bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması onlar için olumsuz bir reklam olur kaygısı da taşımaktalar. Bu yörede kişi eğer kendi kriterleri varsa, kendi düşünceleri varsa, 'Ben şöyle kar etmek istiyorum' diye düşünüyorsa burada sorun var demektir. Biz zaten gerekli eğitimleri veriyoruz ama şu bir gerçek ki, ekonomik kaygı ne yazık ki sürekli var olan bir kaygıdır. Hatta gerekirse köyde sözü geçenleri de devreye sokup bilinçlenmelerini sağlayabiliriz. Bu; imam da olabilir, muhtar da olabilir, öğretmen de olabilir. Bunlara da ulaşarak yardımcı olmalarını isteyebiliriz. Ama şu da önemli; acaba herkes bu anlatılanları uygulayabilecek mi veya uygular mı? Basit bir aşılamada bile köylünün tamamından aynı özveriyi alamıyoruz" şeklinde cevapladılar.

ÖDÜL SİSTEMİ BAŞLATILSIN

Bir başka sağlık ocağında görevli doktor ise ödül verilmesinden taraf olduğunu söyleyerek, "Bu konuda köylülerin eğitiminin önemli olduğunu düşünüyorum. Yalnız eğitim verilirken de insanlara o eğitimi aldıklarının karşılığında ödül verilmesi lazım. Yani, bedava aşı olabilir veya başka şeylerde düşünülebilir. O zaman eğitimden kimse kaçmayacaktır. Çünkü beleşe alışılmıştır. O zaman eğitimlere ağırlık verilecektir" dedi.

Prof. Dr. Mehmet Doğanay, hayatın bedava olmadığını vurgulayarak, şu tespitlerde bulundu:  "Herkes bir şekilde kendi ölçülerinde çaba sarfederek hayatını kazanıyor. Bu bazılarına göre daha ucuz, bazılarına göre de daha pahalı olabilir. Hepsini kendi durumunda değerlendirmek lazım. Onun için çok da beleş diye değerlendirmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Ekonomik düzeyi düşük olan toplumda nasıl eğitim vermeliyiz bunu konuşmak gerek. Yani bunu geliştirmemiz lazım. O nedenle sizin fikirlerinize hakikaten çok ihtiyacımız var. Ödül verme elbette ki doğru bir yaklaşım. Ödüllendirme hayatın bütün alanında son derece önemlidir. Şimdi biz halka ineceğiz. Hayvan üreticisi, şarbondur, brucellostur bilmez. Hasta hayvanı bilir, ekonomik katkısını bilir. Nasıl düzeleceğini ve kendi sağlığını nasıl koruyacağını bilir. Biz tabii işin insan sağlığı bölümündeyiz"

YETİŞTİRİCİNİN AYAĞINA İNİLMELİ

Doğanay son olarak panelin kısa bir değerlendirmesini yaptı ve ortaya çıkan sonucu şöyle özetledi:  "Biz acaba bu hayvan üreticilerinin ayağına gidebilir miyiz? Gidersek ne kadar olumlu sonuçlar alabiliriz? Özellikle de bu tür enfeksiyonların görüldüğü mihraklara gitsek onlarla yüzyüze görüşüp sorunları ve çözümleri yerinde tespit etsek nasıl olur? Bu panelde sahada çalışan hekimlerimizin tespitleri önemli. Bunları değerlendirmek ve yetiştiricilerimizin de uygun oldukları zamanlarda ayaklarına gidip sorunları yerinde konuşmalıyız. Bunlar için çalışmalar yapılacaktır."




İHA


Etiketler :
Anasayfa   Yorum Yaz  Yazdır  Yukarı   Bu Haberi Sayfanıza Ekleyin!

Yorumlar (0)
Kars Bora Gazetesi Kars Denge Gazetesi Kars Denge Gazetesi
Kars Halk Gazetesi Kars Hüryurt Gazetesi Kars Postası Gazetesi
Serhat Kars Gazetesi Kars Ölçek Gazetesi Kars Önder Gazetesi
Radyo Serhat