*'Kürtlerin
istedikleri nedir, bunun çokça sorulduğu yok. Varsa da yoksa da bölünme.
Kürtler bölünme istemiyorlar'
*'Kürtler Lozan'da
'biz azınlık değiliz' diye bağırmışlar, 80 yıldır da bağırıyorlar. Ama bu
bağırmayı yöneticiler duymuyorlar'
Cumhurbaşkanlığı
Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alırken “Anadolu’da yaşayan her halk anadilini
kullanacak. Kendi anadilinde eğitim görecek, kitaplar yazacak, filmler
çekecek,” demiştiniz. Bunlar temel insan hakları aslında, bu hakların tanınması
sorunun kökten çözümünü de sağlar mı?
Bak arkadaş, benim dilime pelesenk ettiğim düşüncelerim
vardır. Bu düşüncelerimde çağımızın büyük adamlarından etkilenmiş olabilirim.
Ne olursa olsun,bu düşünceler çağımızın
da ülkemizin de vazgeçilmez gerçekleri,kader gerçekleri üstünedir.
Gençliğimden bu yana dünya 1000 çiçekli bir çiçek bahçesidir
dedim. Oysa biliyoruz ki dünya sayılamaz çoğunlukta bir çiçek bahçesidir. Gene
gençliğimden bu yana dünya 1000 çiçekli bir kültür bahçesidir dedim hep. Oysa
biliyoruz ki dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Dünyamızdan bir
kültürü koparırsak, dünyamızdan bir rengi, bir kokuyu, bir zenginliği yok etmiş
oluruz.
Tarih boyunca kültürler hep birbirlerini beslemiş,
birbirlerini etkilemiş, birbirlerini aşılamışlardır. Uygarlıklar ve kültürler,
çağımıza kadar, hiç, birbirlerine zarar vermemişlerdir. Birbirlerini
öldürmemişlerdir.
Anadolu çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir topraktı.
Çünkü Anadolu hem Akdeniz, hem Mezopotamya, hem Kafkasya, hem Karadeniz’di. Ve
Anadolu’daki kültürler, tarih boyunca hep birbirlerini beslemiş, aşılamışlardı.
Milattan önceki Anadolu’nun yalnız Ege Denizi kıyılarına bakacak olursak ne
kadar çok dilin, ne kadar çok kültürün olduğunu görürüz. Bu kültürlerdir ki
Milet filozoflarını, Homeros’u, daha yüzlerce baş eseri yaratmışlar, insanlık
kültürüne kaynaklık etmişlerdir.
Anadolu’da bugün de birçok kültür, Cumhuriyet’ten bu yana,
bütün yasaklara karşın kör topal yaşamaktadır. Çok kültürlü Anadolu’da Türk
kültürünü, dilini egemen dil, egemen tek kültür yapmak isteği, bütün bu
dilleri, kültürleri yasakladı. Çağı yakalamak çabası ile yerel zenginlikleri,
kültür kaynaklarını canlı tutabilecek girişimler, Köy Enstitüleri, Halkevleri
yok edildi.
Böylelikle Türk dili, kültürü de cılızlaştırıldı. Örneğin,
nüfusu her zaman Anadolu’nun üçte biri olan Kürtlerin dilinin, kültürünün özgür
kalması Türk dilini, Türk kültürünü de zenginleştirirdi. Türk kültürü de Kürt
kültürünü zenginleştirirdi. Çerkes, Laz, öteki Kafkas dilleri, Arap, Süryani,
Asuri dilleri de hem birbirlerini aşılar, zenginleştirir, hem de Türkçe’yi,
Kürtçe’yi zenginleştirirlerdi. İnsanlık kültürüne kaynaklık etmiş kadim Anadolu
kültürleri gibi, bugünkü Anadolu kültürleri, eskisi kadar insanlık kültürüne
kaynaklık edemeseler bile, gene çok yardım edebilirlerdi.
Kürtlerde okuma yazma yasaklanınca, Kürtler de sözlü
edebiyata başvurmak zorunda kaldılar, büyük destanlar, türküler, ağıtlar,
masallar yarattılar. Sözün gücünü sözlü edebiyatta denediler, büyülü sanatı
geliştirdiler.
Bugün birçok Kürt aydını bile bunun farkında değildir.
Dahası da köklü, sağlam bir folklor derlemesine girişememişlerdir. Bugün
Türkiye üniversitelerinde Kürt dili, folkloru, edebiyatı enstitüsü yoktur. Her
şey göstermiştir ki Anadolu’da tek kültürlü bir devlet kurmak Türkiye’nin her türlü
zenginliğinin aleyhinedir. Anadolu bir mozaik kültürler ülkesidir. Büyüklüğü
de, zenginliği de Anadolu’nun kültürler ve diller zenginliğinden dolayıdır. Türkiye’yi
bu büyük olanaklardan yoksun bırakmak ülkeyi bugünkü hale düşürmüş, hem de
yönetimi ne olduğu belli olmayan bir ucubeye çevirmiştir.
Türkiye demokrat bir ülke midir, bir diktatörlükle mi
yönetiliyor? İşin içinden ülkeyi yönetenler bile çıkamıyorlar. Ne olduğu
belirsiz bir yönetim. Her şey karmakarışık. Ve Kürtler dilleri ve kültürleri
için direniyorlar. Yönetim, ille de siz bağımsızlık istiyorsunuz diyor. Sizin
kültürünüze ve dilinize özgürlük verirsek, siz bağımsızlık da istersiniz,
diyor. Ve yıllardır inanılmaz kirlilikte, kötülükte, anlamsız bir savaş sürüp
gidiyor.
Bu savaş yüzünden Türkiye büyük yara aldı. Türkiye’deki
demokrasi sandığımız yönetim de büyük yara aldı. Ne yapacağını, nereye
gideceğini bilmiyor. Ortada kalmış bocalıyor.
Demokrasi bir bütündür. Demokrasi bütün insanlık için
olmalıdır. Ve bütün gerçek demokratlar, nerede olurlarsa olsunlar, demokrasiye
geçmek isteyen, demokrasi için savaşım veren insanlara ellerinden gelen her
yardımı yapmalıdırlar.
Bir de benim, köklü değişeceğine inanmadığım bir inancım
vardır, insanoğlu her zaman iyimserdir. İnsanların içindeki yaşama sevinci
ölümsüzdür. Ve bu görkemli kültür toprağının üstünde oturan ülkemin
insanlarının böyle kalamayacaklarına, bu verimli kültürler toprağını yeniden
yeşerteceklerine, gerçek bir demokrasiye ergeç kavuşacağımıza, ve dünyada
demokrasi savaşımı veren ülkelerin demokrat halklarına yardım edeceğimize
inanıyorum.
‘Kürtler dilleri ve
kültürleri için direniyorlar. Yönetim, ille de siz bağımsızlık istiyorsunuz
diyor,’ dediniz. Bunun üzerinde biraz durmak gerek; ‘anadilde eğitim ve
kültürel haklar’ın ‘bölünme’nin yolunu açacağına inananlar var. Bunu
savunanlara ne dersiniz, böyle bir ihtimal yok mu? Öyleyse nereden
kaynaklanıyor bu söylem?
Bütün bu söylediklerin demokrasilerde insan haklarının
içindedir. Demokrat insanların çabaları, insanların bunlar için can bile vermeleri
bunun içindir. Demokrat ülkelerde şu hak demokrasinin dışındadır denilemez.
Bizim gibi 20 milyona yakın halkın hakları çiğnenemez. Kürtler bütün
vatandaşlık haklarını yerine getiriyorlar mı? Dağdakilerin dışındaki her Kürt
vatandaşlık ödevlerini yerine getirmiyor mu?
Demokrasiye kavuşmanın yolu yalnız dağlar değildir.
İnsanoğlu nasıl sömürgeciliği kökünden sökmüşse, haksızlıkları da kökünden
söküp atar. Bunun için dağdakilere bir gerek kalmaz. Bunu dağdakiler de
bilmeli, yöneticiler de bilmeli. Bugün Avrupa Birliği kurulduğu zamanlardaki
gibi olsaydı,Avrupa arabulucu olur, bu
savaşı ilk yıllarında ortadan kaldırırdı. Türkiye yöneticileri Kürtlere böyle
düşmancasına bakmasalar bu savaş gene ilk yıllarında ortadan kalkardı. Çünkü
Türk halkıyla Kürt halkı 1000 yıldır kardeş kardeşe yaşamışlardır. Savaş
başladıktan sonra, savaşçılardan daha çok halka yüklendiler. Tarihe kara
sayfalar eklediler. Sanki Kürtler 1000 yıllık kardeşleri değil de 1000 yıllık
düşmanları, sanki kurtuluş savaşını birlikte yapmadılar.
Anadiller Türkiye’yi nasıl bölecek, Lazlar mı, Çerkesler mi,
Asuriler mi, Adana’da Mersin’de, Hatay’da, Urfa’da, Siirt’te olan Araplar mı,
1000 yıldır Türklerle birlik olan Kürtler mi? Bunu söyleyenler Türkiye’ye dost
mu?
Ben kendimi bildim bileli hiç kimseye vatan haini demedim,
bir insan neden vatanına hayınlık yapar, bunu anlayamadım. Bu Türkiye bölünecek
diyenler niçin söylüyorlar bu yalanları? İnsanlar bunların yalanlarına nasıl
inanıyorlar, bunu hiç anlayamıyorum.
Kötü kötü bir şeyler de düşünüyorum. Şeytan kulağına kurşun
yoksa bunlar iç savaş için mi bu bölünmeyi icat ettiler. Onlar avuçlarını
yalasınlar. 1000 yıldır belalardan belaları yaşamışlar, belalara karşın
kardeşlikten ayrılmamışlar. Bundan sonra da bölünme gibi bir maceraya onları
hiçbir güç birbirinden ayıramayacaktır.
Yeter yeter yeter filinta gibi genç çocuklarımız gidiyor.
Kürtlerin istedikleri nedir, bunun çokça sorulduğu yok. Oysa
meselenin can damarı burada, yaklaşanlar az. Kimse 80 yıldır bu konunun üstünde
gereğince durmamış. Varsa da yoksa da bölünme. Kürtler bölünme istemiyorlar.
Bölünme istemedikleri istediklerinden belli. Kürtlerin ne istediklerini herkes
biliyor. Biliyorlar ya, sözüm ona, istediklerini verirsek bizden bölünmeyi de
isteyecekler. Bunun yalan olduğunu biliyorlar. Bu yalanlar uğruna bunca yıllık
bir savaş, bunun uğruna gencecik yavruların ölümleri. Bunun sebebini kim
anlatabilir ülkemize, şehit analarına babalarına, kardeşlerine, akrabalarına,
kim, kim anlatabilir.
Ya ekonomi, ya ülkemizdeki yoksulluk. Doğu Anadolu’nun o
bereketli topraklarına ne oldu, uzmanlar bunu araştırsınlar bakalım ne
görecekler. Hayvancılık bitmemiş midir, bunu görsünler. İnsanlar kelle pahasına
kaçakçılığa sıvanmışlar. Oysa bu toprak uygarlıkların toprağıdır. Büyük
uygarlıklar hep verimli topraklarda gelişmiştir. Şimdi bu topraklar ölü
topraklar. Bu savaş halklarımızı perişan etti.
Ya korucular. Bu çağın devlete benzer bir devletinin bir
gözdesi olur mu, bu ayıbın altından kalkılır mı?Bu devlet bu onurlu halkın da devleti. Bir
devletin korucuları olamaz. Çocukları, delikanlıları, kadınları, yaşlıları
öldürenler ‘Onları PKK öldürdü diyecektik’ diyorlar. Onların bir kısmı da
korucuydu. Kim olursan ol bunun altından kalkabilir misin?Bu korkunç işe hepimiz sustuk. Bizi kim
susturdu?
Kürtler barış için
üzerlerine düşeni yapıyor mu?
Kürtler bunca yıl ne istediler, şimdi ne istiyorlar?Bu fırsatı da kaçırırsak Kürtler ne
yapacaklar?Türkiyenin aydınlık kesimi
de dünya da onları tutmasa ne yapacaklar? Bugünden sonra ne yapacaklar
bilinemez.Haydi PKK da ya şöyle ya
böyle ortadan kalkarsa ne yapacaklar, zamana, çağa göre ne yapacaklar onu
şimdiden görmek zor.
Bundan sonrasını savaşlara tapan vatanseverlere soralım,
savaşa tapanlar her şeyi herkesten iyi bilirler, kendi çıkarları kadar. Her
şeye karşın kendi çıkarları kadar.
Önce Kürtler Lozan’da ‘biz azınlık değiliz’ diye
bağırmışlar, 80 yıldan bu yana da bağırıyorlar, biz azınlık değiliz. Ama bu
bağırmayı yöneticiler duymamışlar. Daha duymuyorlar. Oysa dünya değişti,birçok ülkede azınlıklar bile bütün insancıl
haklara ulaştılar.
Kürtler bugünlerde de daha bağırıyorlar. Biz azınlık değiliz.
Ne olursak olalım bu vatan böldürülmez. Ne pahasına olursa olsun böldürmeyiz.
Duymayanbunu da
duymuyor, duymayacak. Ben size iyimserim, iyimserliğin yazarıyım diye hep
söylemiştim. İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratır diyen de benim. Ülkemin insanlarına
da güveniyorum. Dünyayla birlikte onlar da değişecek.
BU SÖZLER YAŞAR KEMAL’E YAKIŞMADI!..
YAŞAR KEMAL, FRANSA’DA “TÜRK MEVSİMİ” ETKİNLİĞİNDE “PROVAKATÖRLÜĞE” SOYUNDU!..
Dün bilgisayarıma düşen bir e-posta, beni çok şaşırttı.
Demokratik Açılım ve Milli Birlik Barış sürecine yaptığı katkılardan dolayı kendisine devletin en yüce katlarından onur ödülleri verilen Yaşar Kemal, Fransa’daki “Türk Mevsimi” kapsamında Paris’teki Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde “Yaşar Kemal İle Buluşma” adı altında düzenlenen etkinlikte bakın neler söy