• BIST 108.594
  • Altın 144,399
  • Dolar 3,4942
  • Euro 4,1102
  • Kars 11 °C
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ardahan 13 °C
  • Ağrı 15 °C
  • Artvin 21 °C
  • Erzurum 12 °C
  • Iğdır 21 °C
  • Jezvéé Coffee House Kars'ta

Ateşi Avuçlamak

Ali ihsan ALINAK

Ülkemizde yaşanan bir takım gelişmeler kaygı verici bir hal almaktadır.

 

Ortadoğu coğrafyasını “Kan” ile yeniden şekillendirmeye çalışan ABD Emperyalizmi ve onun yerel işbirlikçileri, yeni enstrümanlar eşliğinde senfonik bir ahenk içerisinde “Büyük Ortadoğu Projesi”ni geliştirerek ve bu doğrultuda yeni hamleler yapmaktadırlar.

 

1991 yılı 1.Körfez Savaşı ile başlayan konsept proje kapsamında, tek merkezli dünya düzeneğinde Saddam rejiminin kendini yenilemeyen ve yok olmaya mahkum yapısından beslenen ve  bölgenin aktörlerini - rollerini de sorgulayan bir durum geliştirmiştir.

 

ABD ile işbirliği temelinde yönetim erkini elinde bulunduran Arap işbirlikçi yönetimlerinin dışındaki tüm oluşumlar tek tek yok edilmeye başlandı.

 

Demokratikleşme ve insan hakları söylemleri etrafında geliştirilen, özünde bölgenin yeni sömürge tarzını ifade eden durum, senaryo gereği aktörünü de değiştirmek zorunda bırakmıştır.

 

İsrail ile bölgede dengeleri belirleyen ABD, bu duruma uygun olarak Kürtleri “stratejik ortak” haline getirmiştir.

 

Kürtlerin Türkiye, İran, Irak ve Suriye coğrafyasında belirgin bir kitlesel güç olmaları ve bu gücün sürekli dinamik oluşu ABD’nin iştahını kabartmıştır.

 

Daha düne kadar “herkesin Kürdü kendine” hesabını yapan bu devlet ve hükümetler, kendilerini sorgulamaya başladılar. Ortak mücadele temelinde öngörüler belirleme çalışmasına giriştiler..

 

Saddam sonrası Irak’ta, Kürtlerin kendi bölgelerinde federatif bir yapı kazanmaları ile birlikte, merkezi yönetimin en etkili ortağı olmaları , bölge ülkelerini çok zor kabul edecekleri bir durumla karşı karşıya bırakmıştır. ABD’nin dediği olur zorlaması ile kabullenmek zorunda kaldılar.

 

Yakın coğrafyamızda yani Irak’ta her gün onlarca insanın katledilmesi ve tepkilerin sıradanlaşması kaygı vericidir. İnsani değerlerini yitiren bizler; kendi iç sorunlarımıza bile bananeci tavırlar geliştirmekteyiz.

Demokratik taleplerin bile yığınsal öfkeye dönüştüğü ortamda “yığın cinneti” gelişmiştir. Psikolojik ve sosyolojik travma durumu Türkiye coğrafyasının en tehlikeli halini özetler.

 

Irak’ta Talabani ve Barzani kliğine canı sıkılan bölge devleti ve insanı kendi coğrafyasındaki Kürde tavır alarak düşmanlık beslemeye başlamıştır. Oysa Irak Kürtleri 91 Körfez Krizi sonrasında Çekiç Güç kontrolünde devlet olabilme sürecine girmiş ve bu doğrultuda psikolojik ve sosyal değişim yaşamışlardır. 1960’lardan sonra Irak hükümetine karşı mücadele veren Peşmerge; düzenli ordu haline gelerek Irak’ın en etkili silahlı gücü olmuştur. Saddam sonrası dağıtılmayan tek güç Peşmerge’dir. Gücünü ABD, petrol ve askeri yapısından alan Irak Kürtleri bölge Kürtleri için model olmaya başlamışlardır.

 

ABD’nin İran ve Suriye üzerinde oluşturmaya çalıştığı baskı sürecinde kullanabileceği veya kontrol edebileceği tek unsur bölge Kürtleridir. Kürtlerin İran ve Suriye ile ilişkilerinde muhalefet tarzları benzerlikler göstermektedir.

 

Demokrasi ve insan hakları temelinde özellikle Sivil Toplum Örgütleri aracılığı ile bölgedeki Kürt unsurlar ile iyi ilişkiler geliştirme taktiği temelinde zamana karşı hızlı bir faaliyet sürdürülmektedir. ABD Kürtler üzerinden Ortadoğu ile Kafkasya arasındaki koridoru da kontrol edebilme amacı gütmektedir.

……………….

PKK’nın 84 yılında başlamış olduğu silahlı  hareket 99 yılına kadar farklı düzeylerde de olsa devam ede gelmiştir. Zora dayalı silahlı propaganda yöntemi PKK’nın kitle tabanını olabildiğince gelişkin ve aktif hale getirmiştir. Bugün lobicilik faaliyetleri bakımında hatırı sayılır bir noktadadır örgüt. Gücünü ve alternatif olabilme iddiasını silahlı yapısından alan PKK, aynı zamanda muhatap kabul edilmesi için taktikler geliştirmektedir.

 

Ortadoğu’da demokratik değişim talepleri ve bu temelde Türkiye’de demokratik taleplerin kitlesel olarak ifade edilmesi baharla birlikte yoğunluk kazanmıştır. DTP’nin önderlik ettiği bu eylemler ve öfke durumu, bölge kentlerinde kitlesel tepkilere dönüşmüştür.

 

Sıcak çatışmaların yaşandığı bölge kentlerinde, çocuklar dahil onlarca yurttaş hedef haline geldi. Öfke bölgenin dışında Kürtlerin yoğun yaşadığı metropollerde farklı tarzlarda eylemlere sahne oldu. Tarihinde ilk defa “Kana Kan - İntikam” sloganları atılmaya başlandı.

 

Asıl kaygı verici olay budur.

 

Bu ülkede ve coğrafyada etnik temelde bir Kürt – Türk çatışmasının mayası atılmış oluyor.

 

Linç sahnelerinin yaşanmaması için..

 

Duyarlı her vatandaşa düşen “Ateşi Avuçlamaktır.” Avuçladığımız ateşin bedenimize vermiş olduğu acıyla kendimize gelerek Kardeşliği inşa etmeli ve Savaş simsarlarına geçit vermemeliyiz.

 

AKePe hükümeti ve Sayın R. Tayyip Erdoğan eriyen popülaritesini ve hükümetteki yolsuzluklarını bu ateşi körükleyerek gidermeye çalışıyor. Oysa Sayın Başbakan en duyarlı ve en sağduyulu tavrı belirlemekle yükümlüdür. İdareci olmanın zorluğu ile;

 

Ateşi alevlendirmek değil...

Ateşe su dökmek lazım..

 

 

06 Nisan 2006

 

Not : Bu yazı Manşet Haber’de yayınlanmıştır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar PolitiKARS.com tarafından onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PolitiKARS Manşet
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 PolitiKars | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0474) 212 48 79 | Haber Yazılımı: CM Bilişim